Mimarlık Mesleğini Tercih Et(me)mek İçin 20 Geçerli Sebep

Mimarlık karşıtı değilim, birazdan okuyacağınız olumsuz durumlar bir tespittir. Ne yazık çoğu kanıtlanmış doğrulardır.

Sosyal Medya’da öylesine dolaşırken kedi videoları, senkronize hareket edip birbirine çarpmadan onlu salto atan adamlar, kuvözde Bach çalabilen yetenek programında jüriyi yamultan “emeyyyzing” velet, genelde gerçek arkadaş, gerçek baba, ana kardeşi tanımlayan sözler, Can Yücel, Goethe ve hatta Mevlana gibi kişilerin gerçekten hiç ortaya atmadığı aforizmalar, muhalif olduğu siyasi partinin bir üyesinin verdiği saçma sapan beyanatları eleştiren paylaşımlar, noterden çekilmiş gibi sosyal medyaya Türkçe “haddini bil feyzbuk” şeklinde geçen tebligatlar filan arasında bir iletiye rast geldim: “Mimarlık mesleğini tercih etmek için 20 geçerli sebep”

Okudum, gerçekten doğru tespitler de var belli ki meslekten birileri yazmış. Çok tozpembe bir tablo çizilmiş. Yani meslek seçiminde kararsız kalmış bir mimarlık adayı için aşırı doz alımında yan etkileri dahi olabilir. Diğer yandan hak etmediği kadar itilen kakılan biz mimarlar ve hatta tasarımcılar için 10-15 saniye kadar nefes alma arası verdirecek kadar masum maddeler bunlar. Açıkçası yazmakta, okumakta ve iki kedi videosu arasında paylaşmakta bir sorun da yok. Fakat yine de duramadım bu yazıyı yazdım. Onları devamlı ve acımazsızca eleştirdiğim halde beni aforoz etmeyen sevgili Arkitera Editörleri işbu yazımı yayınladılar. İçim temiz biliyorlar işte.

Şimdi bazı uyarılarda bulunacağım. Mimarım ben de. Mimarlığı çok severim. Çok zorlanıyorum yalnız. Hayat hiç de bana tozpembe gelmiyor. Ülkemi de çok seviyorum. Türk, Kürt ya da kişi kendini ne hissediyorsa, Müslüman, Alevi ya da agnostik, ateist, deist neyse, neye ne şekilde inanıyorsa öyle FAKAT DOĞRU DÜRÜST yaşayalım istiyorum. Akademisyenler, lastikçiler, yazarlar, overlokçular, marangozlar ve hatta makrame kursuna gidenler, kim olduğu fark etmez herkesin istediği düşünceyi kağıda döküp altına imza atıp gözaltına alınmadan fikirlerini beyan etsinler istiyorum.

Zaten geri kaldık, kabul ediniz neredeyse her konuda geri kalmış durumdayız, kalabalığız, eğitim eksiğimiz var, kendi kendimize yetebilecekken, yetemiyoruz. Anlam veremediğim sebepler yüzünden birbirimize girmenin ne anlamı var. Çalışmalı, üretmeli, tasarlamalı, rekabetçi ve yenilikçi olmalı aynı zamanda sürdürülebilir şekilde içeride ve dışarıda barışçıl yaşamalıyız. Sanki her şey bunun tersi olsun diye çaba sarf ediliyor.

Neyse yazı başka yerlere kaymasın. Derdimiz mimarlık mesleği. Dediğim gibi mimarlık karşıtı değilim, birazdan okuyacağınız olumsuz durumlar bir tespittir. Ne yazık çoğu kanıtlanmış doğrulardır. Yoksa içinde bulunduğum kabuğu beğenmiyor reddediyor değilim.

Ona göre uyarayım da linç edilmeyeyim. Ya da edecekseniz edin ne yapalım. Normal bir durum sayarım.

Şimdi bahsettiğim sosyal medya paylaşımından kopyala yapıştır usulü ile aldığım maddeleri sıralıyor hemen altına da yorumumu yapıyorum efendim. Maddeler neden 9 ya da 23 değil bilmiyorum. Uzarsa kızmayın lütfen.

1. Yaratıcılığın özgürce ortaya çıkabildiği bir alan olduğu için,

Haydi bakalım buradan yakınız, daha ilk maddeden. Yok öyle şey. Özgürlüğü kısıtlayan mevzuatlar, kurallar ve tabii maliyetler var. Kimsenin sizi takmadığı bir şeyler yapıyorsanız belki özgürsünüz ama “ortaya çıkma” eyleminin üretilmek, inşa edilmek, uygulanmak olduğunu düşünürsek belki de özgürlüğü en fazla kısıtlanmış yaratıcı (sanat) dalı olduğunu kabul ediniz mimarlığın.

2. Fotoğrafçılık, güzel sanatlar ve tasarım gibi alanlarla iç içe olduğu için,

Evet, iç içedir ama sırf bu yüzden sıkı bir temel tasarım eğitimi alırız. Mimar iyi fotoğraf çekmelidir diye acayip masraflara gireriz. Lensiydi, aynalı aynasız makinesiydi, yok bunu işleyecek bilgisayardı, eskiden film, slayt ve tab masrafıydı. Bir de bunları saklamak gerekirdi. Oy ki oy.

Çok matah bir özellik değildir biliniz.

3. Hayalleri somut gerçekliğe dönüştürme imkânı verdiği için

Bakınız cevap 1

4. Dünyanın her yerinde çalışabilme imkanı sunduğu için

Yok artık. Nerede o günler. Artık işsiz kalan Avrupalılar inşaat cenneti ülkemize gelip ekmeğimizden ediyorlar bizi. Bir de yabancı mimar tasarladı diye övünülüyor. 3. Havalimanın kulesi sadece yabancı mimarlara kapalı bir yarışmayla verildi. Çıkan sonuçsa önyargılı olun olmayın hiç de öyle mükemmel değil.


Görselin altındaki “Türk Kültüründe önemli yeri var” şeklindeki yorum, Sabah Gazetesi’nin çok bilmiş yazarlarının fışkırtmasıdır.

Bir de yerli tasarımcı fiyat kırar Mimarlar Odası tarifesinden ama yabancıya verilen Türkiye şartlarından kat be kat fazla para verilmesi normaldir. Geçiyoruz.

5. Keşfetmeye, hayal etmeye ve üretmeye izin veren bir alan olduğu için

İzin var tabii. Kağıt üzerinde kaldıkça ve izni kendiniz kendinize verdiğinizde sorun yok.

6. Nesnelere farklı açılardan bakmayı öğrenmek için

Neden farklı açıdan bakıyoruz onu da anlamadım. Fakat bakıyoruz tabii. Bakalım da ne faydası var ya da bize kattığı nedir bilemedim.

7. Dünyayı yeniden inşa etmeye ve değiştirmeye imkan verdiği için

Dünya neden yeniden inşa ediliyor ki? Bir yarışma için Almanya’da yeni yapılmış kampüslerin tasarım kararlarını incelemem gerekmişti. Sonra gördük ki Almanya’da 30 yıldır yeni kampüs yapılmıyor. Ülkemizde üniversite enflasyonu var. Tabii tasarım kararları da bu acele içinde Rektörün zevkine kalıyor. İşini doğru yapanları tenzih ederim ama çoğu Rektör zaten kendiliğinden mimar olduğundan kampüsler deneme tahtası oluyor. Bu konu da pek uzun ve karışıktır.

Kısaca bilin ki dünyayı yeniden inşa etmek iç savaşın yaşandığı, yıkım sonrası yaşanabilir yerler olması için çaba sarf edilecek ülkeler için mümkün. Belirli seviyeye gelen ve planları oturmuş yerlerde dünya yeniden inşa edilmiyor. Zaten edilmiş durumda.

8. Yalnızca çizim ve tasarım konularında değil mutfak kültüründen restorasyona, renklerden siyasete kadar pek çok alanda bilgi sahibi olmak için

Doğru bir madde ama ne kadar doğru ya da gerekli tartışılıyor günümüzde. Bunların hepsini bilmek büyük yük. Haydi, mimar bildi, bu durumda ukalalık katsayısı tavan yapıyor. Kimse sevmiyor bizi. Her şeyi yarım yamalak bilmek de çok tehlikeli. Sonra bir de her şeyi tam bildiğini iddia etmek mimarın kendini baltalaması demek.

Logosunu kendi çizmeyen mimar var mı?

9. Hem sayısal hem de sözel zekâyı aynı anda kullanmayı öğrenmek için

Öğrenmek için mimar olmaya gerek yok. Fakat kendimizi iyi hissedeceksek ona da tamam diyelim.

10. İnsanların yaşamak ve sosyal aktiviteleri gerçekleştirmek gibi amaçlarla kullanacağı tüm yapıları tasarlama olanağı sunduğu için Mimarlık okumayı seçebilirsin.

Tabii böyle bir olanak varsa süper. Fakat bunu yaparken tasarlayacağımız binalar için bize hizmet bedeli öderlerse iyi olur. Keza yaşamamız lazım. Bunlar için para vermemeyi yeğleyenleri bir bilseniz. Hem tasarımımıza gereken değeri vermiyor hem de bunu amme hizmeti olarak yapmak isteyenler var.

Fakat mimar olup işini düzgün yapmayan ve hatta onlara önemli bir fırsat verildiği halde rezil edenler de var. Kişi mimarsa muhakkak haklıdır da demiyoruz. Kolay iş değil, tasarımını kabul ettirmek ve bunun karşılığını sürdürülebilir olarak karşılığını maddi ve manevi olarak almak. Mimarlığı seçecek olanlar bu olumsuzlukları hesaba katmalıdır.

11. Mimarlık hem çizgi hem de tasarlama ve yaratma dillerine hakimiyet kurduğu için sanatla eşleştirilen bir disiplin. Mimarlar sanatsal yetenekleri olsun olmasın, mesleğin kendi aurasından dolayı bu payeye yaklaşmış oluyorlar. Bu da herhalde çok baştan çıkarıcı bir duygu.

“Aura”, “paye” ve “baştan çıkarıcılık”. Olur öyle, olur. Öyle gelir. Normaldir.

Amacım dalga geçmek değildir. Hatta şu anda on milisaniyeliğine kendimi iyi de hissettim.

Olur öyle, olur, öyle gelir bazen.

12. Bir şeyi sıfırdan ortaya çıkarma cesareti ve iradesi göstermek muadili mesleklerde de görülen bir tatmin sağlıyor. Cerrahların da sıkça yaşadığı tanrı sendromu, mimarları da aynı isteğin esiri yapıyor.

Bu iyi bir şey mi, kötü mü bilemedim. İtirazlarımızı saklı tutalım ama yine de haklısınız diyelim.

13. Mimarlar genelde güzel giyinen, estetik değerlere önem veren rol modelleri olarak sunulurlar. Hollywood’un son 20 senedir filmlerinde pazarladığı mimar karakteri son derece yakışıklı, spor arabalı, “casual” kıyafetleri ve atletik yapısı ile dikkat çeken, aynı zamanda hassas bir insan tipi çiziyor.

Genelde Türk dizilerinde mimarlar ve daha çok iç mimarlar erkekse “kırık” olarak resmediliyor. Eğer “komik” olmak gerekmiyorsa, işkolik ama başarılı para pul derdi olmayan, hayattaki tek problemleri aşk-meşk ve tabii duygusal meseleler olan birileri. Güzel giyinmek, spor araba filan bunlar aksesuar zaten.

14. Özgür davranış ve acayipliğin bu kadar yakıştığı başka bir meslek göremezsiniz. Garip gözlükler takıp, renkli fularlar bağlasanız da insanlar sizi ciddiye alır çünkü siz mimarsınız.
Bir taşra üniversitesinde sakal tıraşı olmadan Üniversite Senatosuna katılın, muhafazakar bir çevrede fötr ile gezin de göreyim sizi.

Cümle içinde kullanayım “Ben bunu gördüm”

15. Mimarlık için ne denir, bilirsiniz. İş değil, yaşam tarzı. Akşam evinize gittiğinizde de iş devam eder çünkü mesleki deformasyon, tüm dünyayı algılama şeklini biraz değiştirmiştir. Bu da -olumlu anlamda- geceyi gündüzü iş yapar.

Evet, evet. Daha beş madde daha var.

16. Eğitimin konusu hem sosyal hem de sayısal konular içerdiği için mimar olduğunuzda ille de mimarlık yapmanız gerekmez. Pek çok mimar, mimarlık yapmayarak da meşhur olmuştur. Mimarların, her işi yapabileceği söylenir.

Mimarlık yapmanın dertleri yüzünden, işte bir şekilde mimarlık okuyanlar biraz da farklı disiplinlerde de kendilerini geliştirdiklerinden mimarlık yapmamayı tercih ediyor olabilirler. Zorunlu bir gereklilik de olabilir.

“Mimarlığı yaladık yuttuk bitirdik, o cepte. Şimdi haydi bakalım başka mecraları keşfetmeye” demiyor da olabilirler. Bir deşseniz içlerini.

17. İstisnalar kaideyi bozmaz. Mimarların yazıları güzel olur!

Bunu şu şekilde düzeltmek isterim izninizle.

Mimar yazısı kötü olsa bile istediği zaman inci gibi yazabilir.

İstisnalar kaideyi bozuyorlar inanın. Öğrencilerimden biliyorum. Çocuk daha 21 yaşında ve bana diyor ki, “Bu saatten sonra yazımı mı değiştireceğim hocam” deyince “Ne saati yahu, genceciksin, hayatının baharındasın. Yazı yazmaya özen göster, düzelecektir” diyorum kötü oluyorum.

Tamam, çoğu mimarın da yazısı çok güzeldir. Örnek Handan Şen Köksal. Eşimin yazısı Futura fontu kullanır gibi. O yüzden bizim çocukların ödevlerini yapamıyor, öğretmeni hemen anlıyor.

Fakat genel olarak doğru. Mimarlar güzel kalem sever, hata meraklı olurlar. Güzel yazı yazarlar.

18. İnsanlar mimarların ne yaptığını anlamasa da gerçekten saygı duyarlar. Mimarım dediğinizde “İç mi dış mı?” diye soruyor olmaları sadece cahilliklerindendir.

“Şarz” diyorlar ve artık doğrusu öyle kaldı. Onları düzeltmeye kalkmak artık oldukça abes. Tişört yaptırdım Dış mimar diye onunla geziyorum. Kısacası takmamak iyidir.

Saygı duyulup duyulmadığı konusunda akademik bir tez ya da anket görmedim. Herkesin biraz da romantik olarak imrendiğini biliyoruz ama şöyle hayatlarında toplasan yarım saat gıpta etmeleri yeter bunu dillendirmeleri için. Ben de pilot olmayı çok isterdim ama sonra bir düşününce vazgeçiyorum her seferinde.

19. Mimarlar zaten çok çalışırlar, üniversiteden itibaren sabahlamaya alışkınlardır ama burada bahsettiğimiz o değil. Mimarlık ilerleyen yaşla birlikte değer kazanan, biriken tecrübenin en çok iş yaptığı disiplinlerden birisidir. Modern mimariye yön veren isimler dahil mimarlık tarihinde pek çok mimarın ölene kadar çalıştığı bilinmektedir.

Bu da iyi mi kötü mü bilemedim. Fakat ölene kadar boş durmamak ve bunu mesleğiyle gösterebilmek çok hoş bir şey. Yalnız bir yerden (yaştan) sonra dikkatli olmak lazım keza “çeneye vuruyor”.

O raddeye geldiğinde saygıdan bizi uyarmayanlar oluyor ama belki uyarsalar daha iyi.

20. Mimarlar, herhangi bir ofiste çalışmak mecburiyetinde kalmadan kendi ofislerini açabilir, kendi işlerinin patronu olabilirler.

Bu konuda en yakın arkadaşım Ömer Yılmaz üniversitelerde ders verecek kadar bilgili. Ondan da bu konuyla ilgili bir yazı bekliyoruz. Yine çok tozpembe bir madde olmuş.

Sözün özü: Sosyal medyada böyle maddeleyerek bir konuyu anlatan paylaşımlar moda oldu. Bazıları hap gibi bilgileri veriyor ama bazıları biraz objektiflikten kaçıyor. 25 yıla doğru giden meslek hayatımda, bu ülkeyi bilen biri olarak diyebilirim ki, yukarıdaki 20 maddenin çoğu abartılı. Zaten altlarına yazdığım açıklamalardan da anlaşılıyor.

Fakat bir daha belirtmem gerekir ki, amacım mimar olmaya meyilli kimselerin heveslerini kırmak değildir. Zaten bana “mimar olacağım” diye gelenlerle yaptığım ayaküstü mülakatlarda “zehrin hastaya ne kadar sirayet ettiğine” bakıyorum. Eğer eczacı mı olsam, mimar mı yoksa FTR mi yazayım diyenler olursa hemen mimarlıktan vazgeçiriyorum. Eczacılık ile mimarlık o kadar ayrı uç ki. Bu soruyu soruyorsa konuya hiç hakim değildir (Bir de FTR ne yahu, mimarlık ile eş tutuluyor).

Kulaktan dolma bilgiler ya da ana babanın “İşte kıza uygun meslek, otursun sıcacık evinde, bürosunda masa işi uygun ne güzel” dediği bir mesleğe meylediyorlar aslında. Bir de mimarlık okur da gerçekleri görürse kabus dolu bir hayat onu bekliyor. Hemen vazgeçiriyorum.

Ancak mimarlık zehri hastamızın en ince kılcal damarlarına kadar girmişse işte o zaman onu cesaretlendirmek benim görevim oluyor. Yukarıdaki 20 maddeden de daha iyi şeyler söylediğim olmuştur.

Kısaca kimseyi çok sevdiğim mesleğimden soğutmam. Hatta bunun için www.mimarol.com isimli web sitesini de destekliyorum. Siz de destekleyin lütfen.

Gel gör ki, kimin yazdığını bilmediğim bu 20 maddeye müdahil olmam gerekiyordu. Oldum.

Olur öyle yani.

Etiketler

12 yorum

  • ahmet-turan-koksal says:

    Efendim

    Homofobik domatesi ham olduğu için kabul edemiyorum. Zaten burada söylenen “kırık” tabiri ülkemizde “komik” olduğu iddia edilen dizilerin komik olalım diye yaptığı meslek tanımı ile birleştirmeyi Homofobik durumu beyan etmektedir.

    Kötü niyetli değilseniz kullandığım “komik” kelimesi ne kadar aslında komik olmadıklarını gösteren bir ironiyse bu da öyledir. Hem benim de eşcinsel arkadaşlarım var. (bu da bir ironiydi)

    Pek garip ve haksız bir tepki olarak görüyorum. Dizilerin durumunu anlatmak için yaptığım ironiyi anlamak zor olmasa gerek.

    Ha bu arada Yazıyı yazan benim Arkitera değil benim ben. Homofobik olduğum takıntısı pek bir zorlama. Bir daha okudum ve ironinin yerinde olduğunu düşünüyorum.

  • cem-yildirim says:

    – Genelde Türk dizilerinde mimarlar ve daha çok iç mimarlar erkekse kırık olarak resmediliyor.
    – Genelde Türk dizilerinde mimarlar ve daha çok iç mimarlar erkekse “kırık” olarak resmediliyor.
    Bu ikisi arasındaki ifade farkını anlamamak için bayağı bir okumamış olmak gerekiyor diye düşünüyorum. Kelimeleri değil, cümleleri yorumlayın lütfen.

  • cem-yildirim says:

    Yani demek istediğiniz siz anlamıyorsunuz ya da metinlerdeki noktalama işaretlerinin anlama olan etkilerini (ki temel dilbigisi konularındandır) yorumlayamıyorsunuz diye yazarın suçlu olduğu mu? Başarılar…

  • cem-yildirim says:

    Siz bu farkı bayağı bilmiyorsunuz yani. Neyse en azından birinci ağıza, yazara kulak verelim: “Zaten burada söylenen “kırık” tabiri ülkemizde “komik” olduğu iddia edilen dizilerin komik olalım diye yaptığı meslek tanımı ile birleştirmeyi Homofobik durumu beyan etmektedir.”
    Siz diyorsunuz ki: “çünkü ortada yazarın bir tercihi var. ve bu durumu/kişiyi nitelemek için o kelimeyi kullanıyor.”
    Tekrar okuyoruz…
    Yazar: “Zaten burada söylenen “kırık” tabiri ülkemizde “komik” olduğu iddia edilen dizilerin komik olalım diye yaptığı meslek tanımı ile birleştirmeyi Homofobik durumu beyan etmektedir.”
    Siz: “çünkü ortada yazarın bir tercihi var. ve bu durumu/kişiyi nitelemek için o kelimeyi kullanıyor.”
    Ve son kez…
    Yazar: “Zaten burada söylenen “kırık” tabiri ülkemizde “komik” olduğu iddia edilen dizilerin komik olalım diye yaptığı meslek tanımı ile birleştirmeyi Homofobik durumu beyan etmektedir.”
    Siz: “çünkü ortada yazarın bir tercihi var. ve bu durumu/kişiyi nitelemek için o kelimeyi kullanıyor.”
    Şimdi… “Okuduğumuzu anladık mı?”

    • Mete says:

      Mimarlik okumak erkegi betalastirir, ozguvenini yok eder, sefillige mahkum eder. Ayrica kirik kelimesine bu kadar da triggerlanmaniz da normal degil. Mimarligi birakip muhendislige gecin maskulenligin tadini cikarin. Anasinifndan hallice islerle ugrasacaginiza Roket, Iha, Siha gibi ciddi isler yapin.

  • ahmet-turan-koksal says:

    Takip ediyorum. :)))

  • bay-cambaz says:

    “politically correct” olma durumunun da cılkını çıkardılar. şöyle ağız tadıyla bi “kırık” ta diyemeyeceğiz anlaşılan 🙂

  • taner-doger says:

    “politically correct” olma durumunun da cılkını çıkardılar. şöyle ağız tadıyla bi “kırık” ta diyemeyeceğiz anlaşılan 🙂

    *kırık “da”

  • bay-cambaz says:

    hah gramer takıntılı da geldi tam oldu konu 🙂

    (bu “da” nasıl ama 🙂 )

  • taner-doger says:

    Bu “da” baya iyi oldu teşekkürler.

  • İkbal Yıldız says:

    Ahmet Hoca’nın sıraladığı sebepler tümüyle doğru. Bende kendi tecrübelerimden yola çıkarak hem mimarlık okumak, hem de bu mesleği yapmakla ilgili birkaç ekleme yapmak isterim. Uzarsa kızmayın lütfen.

    1 – Türkiye’de her sene neredeyse sekiz bin mezun veren mimarlık fakülteleri açılırken bu kadar mezun ne olacak diye sorulmadan açılıyor. Üç sene önce benimle beraber mezun olan, hala iş bulamayan yahut işsiz kalmamak için başka mesleklere yönelen birçok arkadaşım var.

    2 – Günümüzde teknolojiye ayak uydurabilmiş fakülte sayısı bir elin beş parmağını geçmez. Ne yazık ki ülkemizde üniversiteler bir masa bir tabure koyup mimarlık fakültesi açarken malzemeleri tanıyabileceğimiz atölye imkanlarını sunmamakla beraber lazer kesim makineleri, cnc tezgahları, hatta artık evlerimizde bile kullanabildiğimiz 3D yazıcılara bile sahip değiller.

    3 – İki üniversitede okumuş, okurken ve mezun olduktan sonra kulüpçülükle uğraşmış, dolayısıyla çokça akademisyen tanımış biri olarak ne yazık ki “akademisyen” sıfatı taşıyan ciddi bir liyakatsiz ordusu olduğu kanısındayım. Pek tabi Ahmet Turan Köksal, Cemal İnceruh, Neslihan Dostoğlu, Hikmet Selim Ökem, Ferhan Yalçın ve ismini sayamayacağım kadar çok iyi hocalar gördüm, hepsine de bana kattıkları için çok teşekkür ederim fakat bir o kadar da aksi örnek gördüm. Daha geçtiğimiz aylarda ismi lazım olmayan bir üniversitede eğitim veren ismi lazım olmayan bir mimar öğrencilerine paraları yoksa mimarlık yapmalarını, paraları varsa ticaret yapmalarını yahut durum el veriyorsa aile mesleklerini yapmaları söylediğini aktardı ki bana kalırsa bölümü seçmiş, tasarım derslerine girdiğiniz öğrencilerinize söyleyebileceğiniz bir şey değildir bu. (Bu fikrime katılmayabilirsiniz ama nedenini belirtirseniz sevinirim.)

    4 – Akademide öğretilen mimarlık ve piyasada maruz kaldığınız şey arasında ciddi farklılıklar var. Öyle ki piyasada yapılana mimarlık değil “şey” diyorum. Bu tümüyle üniversitelerin yetersizliklerinden kaynaklanmıyor. Ne mimarlar odası mesleğin doğru icra edilmesinde etkin rol oynuyor, ne çevre ve şehircilik bakanlığı işini doğru yapıyor, ne de belediyeler düzgün çalışıyor. Haliyle mezun olduğunuzda bambaşka bir dünyaya adım atıyorsunuz.

    5 – Mimarlık okumak zor, bu mesleği yapmak çok daha zor. Sonraki maddelerde nedenini anlayacaksınız.

    6 – Bu meslekte iş verenleriniz çoğunlukla “elime az biraz para geçti, ben bine dikeceğim, bu işte iyi para var diyorlar” diyen müteahhitlerden oluşuyor. Kendi müşterilerim arasında mimar olup müteahhitlik yapanlar da var ki bu insanlar egoları ve çok bilmişliklerinden dolayı hiç çekilmiyor. İster ilkokul mezunu olsun, ister mimar olsun bu insanlar korkak oluyor. Bir arazi ellerine geçiyor, hemen yanında ne yapılmışsa aynısından yapmanızı istiyor. Tasarımınızı maliyet kısıtlar ki bu çok normaldir fakat işverenlerinizin bu düşünceleri tamamen yok ediyor. Çok nadir “farklı bir şey ortaya çıkartmak istiyorum” diyen çıkıyor, bu insanlar da okulda öğrendiğimizi farklı zannediyorlar, konuya bu kadar uzaklar.

    7 – Hak ettiğinizi alamıyorsunuz. Bu meseleye iki açıdan bakalım:
    7.1 – Bir mimarlık yahut müteahhitlik ofisinde çalışıyorsanız her sene piyasaya sekiz bin mimar pompalandığı için olmadık meblağlarda maaşları nasıl olsa sen kabul etmezsen başkası kabul edecek diye önünüze lütufmuş gibi sunarlar. Daha kötüsü mezun olursunuz, bir ofis size gel işi öğren önce, öğrendikten sonra maaş almaya başlarsın der ve sizi köle gibi ücretsiz çalıştırır. Siz kabul etmeseniz de başkası kabul edecek nasılsa.
    7.2 – Kendi ofisinizi açacak tecrübeye ve birikime sahipseniz işler hiç öyle sandığınız gibi değil. Bir projenin minimum bedeli bellidir. Faturayı minimum bu tutardan kesmek zorundasınız. Müteahhit gelir, kafasına göre kırım yapar. Faturayı minimum tutardan kesmenizi ister, vergileri o öder. Kırım dediğim öyle 5% falan da değil. 60%, 70%… Kabaca size der ki gönlümden bu kadar koptu, yapıyor musun yoksa yapan bir başkasını bulurum. Bulur da, hiç zorlanmaz hemde. Çünkü bu mesleği yapanların çoğunun kendi mesleğine saygısı yok -bir başka maddede değineceğim- Müteahhit bir araziye teklif vermek ister, size gelir, işi alabilirse size ödeme yapacağını söyler. Sizin belkide haftalarca gece gündüz çalışmanızın karşılığı, müteahhitin olmayan sunum yeteneğine ve bilgisine kalmıştır.
    Her iki durumda da çok yaşa mimarlar odası!

    8 – Saat 23.00 ve telefonunuz çalar. “Biz zaten hazırladık, yarın ofisten alır getiririm dedim, acil sabaha kadar şunun hazır olması lazım” denir daha önce bahsi bile geçmemiş bir iş ile ilgili. Bu çok mu sert oldu, daha hafif bir şey söyleyeyim. Bize Pazartesiye kadar şunu hazırlaman gerek denir cumartesi siz çantanızı toparlamış, paydos vermek üzereyken. Bir koca gün verdiler, ne güzel! Bunlar absürt ama kesinlikle karşılaşacağınız şeyler. Normali ise şu, mesai saatiniz yoktur. Ek mesai veren düzgün firma pek yoktur. Sosyal haklarınız yoktur. Mimarlık ofislerinde maaşınızı zamanında alabilirsiniz, inşaat firmasında zamanında maaş almak lükstür. Günümüzde iş bulamama korkusuyla sesinizi de çıkartamazsınız. Kazakistan’da bir Türk inşaat firmasında -kafa aynı ama Türkiye’de durum çok daha kötü- çalışırken bu gibi sorunlara ve vurdumduymazlıklara tahammül edememiş ve işten ayrılmıştım. Muhasebe ile içerideki maaşlarımı hesapladığımızda altı aylık maaşa denk alacağım çıkmıştı. Bir arkadaşımın başına gelen ve beni hiç şaşırtmayan bir örnek vereyim bir de. Çalıştığı firmaya kendi imzasını taşıyan birçok proje ile teklif kabul ettirmiş, hem şantiye, hem ofiste tecrübeli ve bilgili bir arkadaşım temmuz ayında yıllık iznini kullanmak istiyor. İznin inşaat mevsimine denk gelmesi firmanın ortaklarından birini rahatsız ediyor, ve bu arkadaşımız işten çıkartılmak isteniyor, işinden olmamak için izinden vazgeçiyor arkadaşım.
    Tekrar ve tekrar, çok yaşa haklarımızın savunucusu mimarlar odası!

    9 – Mimarlar odasını o kadar kutladık, biraz da meslektaşlarımızı kutlayalım. Hiç uzatmadan sadece iki şey söyleyeceğim. “Hayır kardeşim, her ne kadar denetlenmese de mimarlar odasının belirlediği en düşük bedel budur, hiçbirimiz bunun altında ücreti kabul etmiyoruz” demiyorlar ve hatta o kadar umursamazlar ki öğrenci projesi bile çiziyorlar.

    Uzun uzun yazdım, biraz da can sıkıntısıyla. Yazım yanlışı yaptıysam affedin lütfen. Son söz olarak eklemek isterim ki Ahmet Hoca’mın ve buradaki meslek büyüklerimin katılmadığı şeyler çıkacaktır elbet, dinlemek isterim. Eleştirdiğim kesimlerin de itirazları yahut üzerine konuşmak istedikleri şeyler olacaktır, dediğim gibi kulüpçülük yapmış biri olarak zaten elini taşın altına koyma kültürüne sahibim. Bu meseleler genç bir mimarın meslekte yaşadığı, gözlemlediği şeylerdir. Sosyal medyada çeşitli platformlarda yaptığım paylaşımlar üzerine gelen mimarlık okumalı mıyım diye soranları bende Ahmet Hoca gibi “mimarlık zehri hastamızın en ince kılcal damarlarına kadar girmişse” okuması konusunda teşvik ediyorum fakat bunların bilinmesinde fayda var. Düzeltilmediği taktirde okumayın arkadaşlarım. İyi para varmış diye okumayın, dışarıdan cool gözüküyor diye okumayın, babanız, dayınız, amcanız müteahhit diye okumayın. Masa başı iş zannedip okumayın.

    Saygılar.

Bir yanıt yazın