+ Arkitera'nın gelişmiş özelliklerinden yararlanmak için lütfen giriş yapınız!
veya ile bağlan.

"Osmanlı'da Binalar Müzakereyle Yapılırdı"

30 Eylül 2013, 08:31
  defa okundu.

"Sinan Çağı” kitabının Türkçe baskısı yapılan Prof. Dr. Gülru Necipoğlu ile mimarlık tarihi ve günümüz mimarisi üzerine konuştuk: "Osmanlı'da her isteyen, her biçimde veya boyutta, istediği yerde yapılar inşa edemiyordu."

Bilgi Üniversitesi 20-21 Eylül tarihleri arasında mimarlık tarihteki iki usta mimarın; Anadolu’dan Mimar Sinan ile İtalya’dan Palladio’nun ele alındığı bir konferans düzenledi.

Harvard Üniversitesi Sanat ve Mimarlık Tarihi Bölümü Ağa Han İslam Sanatı Kürsüsü Program Direktörü Prof. Gülru Necipoğlu'nun "Sinan Çağı: Osmanlı İmparatorluğu'nda Mimarî Kültür" kitabının Türkçe baskısı vesilesiyle yapılan konferansta iki ustanın mimarlık, kültür ve sosyal tarihlerdeki paralel dünyaları ele alındı.

“Sinan ve Palladio” konferansında dünyaca ünlü Rönesans mimarlık tarihi uzmanları iki mimarın sanatları ve hayatlarına ilişkin karşılaştırmalı sunumlar yaptı. Merkezi Venedik’te bulunan Palladio Araştırmaları Merkezi Bilimsel Komitesi başkanı olan Howard Burns, “Paralel dünyalar: Sinan ve Palladio’nun Hamileri – ilişkiler, Benzerlikler ve Farklılıklar” başlıklı bir konuşma yaptı. Rönesans mimarlığı uzmanı ve Ludwig Maximilians Üniversitesi’nde öğretim üyesi olan Hubertus Günther sunumunda Antikite Rönesansı’nın Doğu ve Batı mimarilerindeki yerini karşılaştırdı.

Merkezi İsviçre Einsiedel’de olan ve kendi adıyla anılan dünyaca ünlü mimarlık tarihi kütüphanesi Stiftung Bibliothek Werner Oechslin’in kurucusu Werner Oechslin ise konuşmasında modern bir mit haline gelmenin yanı sıra biçim verme aracı olarak da kullanılan ‘Orantı’ konusunu inceledi.

Harvard Üniversitesi Sanat ve Mimarlık Tarihi Profesörü Alina Payne de “Sinan ve Rönesans Dönemi İtalyan Mimarlarının Biyografileri üzerine Karşılaştırmalı Çalışmalar” başlıklı bir konuşma yaptı.

Konferansın onur konuğu olan Prof. Dr Gülru Necipoğlu, 20 Eylül Cuma günü kitabın kutlama ve tanıtımına “Erken Modern Akdeniz Mimarisinde Koşut Akımlar: Sinan ve İtalyan Rönesans Mimarlarının Kubbeli Yapıları” başlığıyla konuştu. 

Prof. Dr Gülru Necipoğlu’nun kaleme aldığı “Sinan Çağı” kitabı, Mimar Sinan’ın hayatına, eserlerine ışık tutuyor. Türkçe baskısı İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları’ndan yapıldı. Ekim ayında tarih, mimari ve sanatsever okurlarıyla buluşacak olan “Sinan Çağı: Osmanlı İmparatorluğu’nda Mimari Kültür”, bugüne kadar Mimar Sinan ile ilgili hazırlanmış en kapsamlı kitaplardan biri.

Reaktion Books tarafından ilk kez 2005 yılında çıkan kitabın Türkçe baskısı Osmanlıca kaynaklardan beslenerek genişletildi.

“Kitabımda özellikle Sinan’ı ve eserlerini Osmanlı toplumunun sosyo- ekonomik, dinsel ve zihinsel bağlamları içine aldım. Kitabın alt başlığındaki ‘Osmanlı Mimari Kültürü ‘ vurgusu da bunu göstermektedir” diyen Necipoğlu kitabının bir bölümünde Mimar Sinan döneminde Rönesans İtalyası ile ilişkileri de inceledi.

Necipoğlu ile konferans arasında hem kitabı Sinan Çağı hem de son zamanlarda Türkiye’deki kamusal alanların yani meydanlardaki değişimi geçmişle ve dünyadaki diğer yapılarla karşılaştırmasıyla bir söyleyişi yaptık.

“Sinan Çağı” ne kadar sürede, hangi kaynaklardan yararlanarak yazdınız? 

Kitabın hazırlanması aşağı yukarı 10 yıl sürdü. Ondan önce de 10 yılda tamamladığım “Topkapı” kitabımdan da çok yararlandım. Çünkü bu kitabı hazırlamaya başladığımda Topkapı için yaptığım araştırmanın bazı bilgileri aynı çıktı. Daha çok Başbakanlık, Topkapı Sarayı Arşivi ve Ankara Vakıflar Arşivi’ni kullandım. Bunun yanı sıra birçok Avrupa’dan kaynak kullandım ama ağırlık Osmanlı arşividir.

Sinan eserlerini yaparken özgür müydü; yoksa dönemin sultanlarının müdahalesi mi belirleyiciydi?

Benim de merak ettiğim bir soruydu bu. Genelde Sinan’ın mimarlık bilgisini tamamen özgürce gerçekleştirdiği düşünülür; Osmanlı hamilerinin mimarlıktan anlamadıklarını ve mimarlar için boş bir hareket alanı olduğu ve Avrupalı mimarlardan daha özgür davranıldığı düşüncesi vardı.

Ama ben bir tarihçi olarak yaklaşıp Sinan dönemindeki Osmanlı hamilerini araştırdım ve onların yüksek kademelere ulaşmış devlet adamları olduğunu gördüm.

Hamilerin şemasını çıkarttığımda ise çok azı Müslüman doğmuş çoğu kul kökenli; balkanlardan gelmişler sonradan Müslüman olup bildiğimiz camilerin hamiliğini yapmışlar.

Bu kişiler mimariyi tahmin ettiğimizden çok daha iyi biliyorlar. Çünkü çoğu vezir olmadan önce küçük yerlerde bulunmuş, kendi yaptıkları yapılarda veya padişahların yaptırdığında idari bölümünde yaşamışlar ve mimariyle ilgili pratik bilgileri öğrenmiş oluyorlar.

Başvezir olduklarında veya önemli bir noktaya geldiklerinde ise bu bilgilerini kullanıyorlar. Kitabımda, eser bazında varılan sonuçların, tamamen mimar ile hamisi arasında gerçekleşen bir müzakerenin sonunda oluştuğunu savunuyorum.

Bu müzakerenin adap kuralları var.  Bugünkülerin aksine her isteyen, her biçimde veya boyutta veya istedikleri yerde yapılar inşa edemiyor.

Adap kurallarının yanı sıra Şeriat da bu izni vermiyor. Bunun çeşitli örnekleri ve mahkeme tutanakları var. Hatta sultanlar bile bazen toplum tarafından kınanıyorlar. Mesela camileri yapmak için bir gaza kazanmış olmak gerektiğini söyleyen ulema, Sultan Ahmet Camisi yapılırken bu inşaata karşı çıkıyor.

Fakat sultan bu itirazlara kulak asmıyor ve “yaparım” diyor. Ve sonunda Sultan Ahmet Cami Şeyhülislam tarafından imansız cami olarak ilan ediliyor.

Diğer bir örnek Eminönü’ndeki Valide Camisi’dir. Safiye Sultan’ın adap kurallarını aşmış olduğuna karar veriliyor ve inşaatı durduruluyor.

Bir başka örnek; Manisa Muradiye inşa edilirken değişik gruplar farklı yapılar istiyorlar. Padişah en sonunda baş edemeyeceğini görüp Sinan’a yeni bir plan çizmesini ve kimsenin bu fermanın dışına çıkmaması emrini veriyor.

Bugünkü gibi olmazsa da genel bir toplumsal müzakereler sonunda kararlar veriliyor.

Bugün kimseye bir şey sorulmadan yapılar yapılıyor ama geçmişte ciddi müzakereler ve anlaşmalar var. Mesela Rüstem Paşa bugünkü Tahtakale’deki camiyi yaptırdığında bir sürü onay alması gerekiyor.

Bu yerdeki yapıyı yıktırıyor ama o yapının eşini başka bir yerde yapması gerekiyor. Günümüzde böyle kurallar olmadığı için herkes istediği her şeyi istediği yere yapıyor.

Sinan döneminde dini inanç dışında yapılan yapılar var mı?

Çok var. Cami külliyeleri ve camiyi ele almama rağmen İstanbul’un tümüne yayılan ve bütün imparatorluğa yayılan altyapı çalışmaları var. Bu altyapılar vakfediliyor.

Yollar, köprüler, arastalar, bedestenler bağımsızca şehirlerde olmasına rağmen vakfa bağlıdırlar. En önemsenen yapı ise camiler oluyor ama buradaki camilerin içinde sosyal servis binaları var: hastaneler, medreseler okullar gibi…

Ama günümüzde daha çok alış veriş merkezleri yapılıyor. Aslında günümüzde müzeler, kütüphaneler gibi halkı bilgilendirici yapılar yapılabilir.

Konferansa dönecek olursak Sinan ve Palladio’nun aldığı eğitimler eserlerini nasıl etkilemiş?

Acemi oğlanlar ocağında yetişiyor Sinan. Tezkeresinde (otobiyografisinde) özel kabiliyeti nedeniyle marangozluğu seçtiğini söylüyor. Palladio ise bir taş ustası.

O günlerde ne Osmanlı’da ne İtalya’da mimarlık eğitimi yok; usta- çırak ilişkisi var ama sonrada Sinan, Osmanlı’da mimarlık konusunda ciddi bir ekip yetiştiriyor; çünkü matematik ve geometri bilgisi çok iyi ve bunu aktarıyor onlara.

Sunumuzda Leonardo’nun Haliç’e köprü yapmayı öneren bir mektubunu gösterdiniz ve Boğaz için bir köprü önerdiğini söylediniz. Şu an inşa edilmekte olan 3. Köprü hakkında bir mimar olarak ne düşünüyorsunuz?

Duyuyoruz ki Osmanlı’nın yapamadığı şeyleri bizler gerçekleştiriyoruz. Leonardo İstanbul’a gelmemiş, uzaktan yapılan bir projedir o. O zaman İstanbul’da Haliç bomboştu.

Ve 15 yüzyıldan kalma bir projeyi gerçekleştirmek yerine günün koşullarına uygun olanı yapılmalı. Osmanlılar zamanında kabul görmeyen bir projeyi yeniden hayata geçirmek, bence mimari tarihi okudukları halde tarihi anlamadıkları anlamına geliyor. 

Reklam

Yorumlar
Yorum bırakmak için giriş yapmalısınız!


Henüz yorum yapılmamış!
7 gün içinde en çok
Okunan Yorumlanan
İlgili Haberler