Coşkulu Bir İnsan, Coşkulu Bir Yazar
Daha çok, takma adıyla, yani “Halikarnas Balıkçısı” olarak tanınan ve anılan Cevat Şakir Kabaağaçlı, tepeden tırnağa yaşama sevinci ile dolu, heyecanlı, coşkulu bir insandır. Onun bu özelliği, doğal olarak, üslûbuna da yansır. Balıkçı’nın üslûbu, zaman zaman biraz savruklaşır ama, şiirselliğini her zaman korur. Kendisi de bunun farkındadır. Yazdığı bir öykü nedeniyle, İstiklâl Mahkemesi tarafından verilen sürgün cezasını çekmek üzere Bodrum’a giderken, daha doğrusu, götürülürken, yol boyunca gördüğü doğal güzellikleri uzun uzun anlattığı Mavi Sürgün adlı kitabının bir yerinde şöyle der:
Ey okuyucum, geçtiğim yerleri böyle bir anlatışımı, aşırı bulma! Eğer sana aklı başında adamım diye söyledilerse, yalandır. Bu yetmiş yaşımda bile aşığım ben […]içimden nasıl esiyorsa öyle anlatıyorum.
Şu sözler ise, Balıkçı’nın, Louis Bayle’e İzmir’den yazdığı 25 Ekim 1969 tarihli mektubundan alınmıştır:
[…]Yüksek ve mağrur dağ ve uçurumlarıyla, tüm Akdeniz’e, usta bir sanatçının elinden çıkmış sanat yapıtı denebilir.
Balıkçı’ya Göre Bodrum Evleri’nin Öyküsü
Böyle bir insanın, böyle bir yazarın, Bodrum evlerini ya da dünyanın yedi harikasından biri sayılan Artemis Tapınağı’nı anlatışı da, tadına doyulmaz güzellikte olacaktır.
Evet, Halikarnas Balıkçısı’na göre, Bodrum’da, “Kenti yapan mimar değil, ışıktır, mavi gök ve mavi denizdir.”
Ben, onun bu deyişini, Le Corbusier’nin, “Mimarlık, ışık içinde bir araya getirilmiş hacimlerin, bilgili, doğru, görkemli oyunudur” biçimindeki tanımına yakın, ama ondan daha üstün buluyorum.
Halikarnas Balıkçısı, “Halikarnas” başlıklı denemesinde de Bodrum evleri için şunları söylüyor:
Benim anladığıma göre, önceleri evler kıyıda değil, yukarıda, dağ yamaçlarında imişler. Ama denizi özlemişler, mavisine imrenmişler. Sevgilerinden yerlerinde duramayarak, burcu burcu çam kokan nalınlarını takırdata takırdata, yokuş aşağı atılmışlar. Kıyıya varınca, iki koyun boylu boyunca, gıcır gıcır çakılların üzerine dizilmişlerdir. Arkada kalanlar, öndeki kız kardeşlerinin omuzları üzerinden baş kaldırarak, denizi seyre dalmışlar.
Bugünküleri bilmem ama Bodrum’un eski evlerinin öyküsünün böyle olduğuna ben de inanıyorum; çünkü, yine Balıkçı’nın dediği gibi, “Mavi ve yeşil öyles








