+ Arkitera'nın gelişmiş özelliklerinden yararlanmak için lütfen giriş yapınız!
veya ile bağlan.

Fotoğraflarımı Görenler Benim İdeal Dünyama Kendi Açtığım Pencerelerden Göz Atma Şansını Yakalıyorlar

3 Mart 2015, 13:30
  defa okundu.

Instagram'da paylaştığı rengarenk fotoğraflarıyla kısa sürede herkesin merak ettiği bir isim olan Yener Torun'a merak ettiklerimizi sorduk.

Fotoğraflarımı Görenler Benim İdeal Dünyama Kendi Açtığım Pencerelerden Göz Atma Şansını Yakalıyorlar

Yener Torun, 32 yaşında ve mesleğini icra eden bir mimar. Aslında siz onu Instagram'da "cimkedi" hesabıyla, olmadı son birkaç haftadır basında çıkan haberlerle tanıyorsunuz. Canlı renkler, çizgiler, desenler... Böylesi bir İstanbul'a inanamasak da, "Vay anasını, nerdeymiş ki bu?" dedirten fotoğraflarıyla Yener Torun'u şöyle bir hatırlayalım isterseniz;


Color Drunk - Your protector is coming home

İlknur Sudaş: Yener Bey, öncelikle çok renkli ve güzel bir iş çıkarıyorsunuz, tebrik ederim. Fotoğraflarınızda bizim bilmediğimiz bir İstanbul var sanki. Hatta çoğu zaman renklerin oluşturduğu yüzeylerden bahsediyoruz fotoğraflarınızda ve mekan hissini bile kaybedebiliyoruz. Bazı karelerde yer alan insanlar bizi gerçeğe - belki de paralel bir gerçeğe - taşıyor gibi. Bu noktada kentle, İstanbul'la kurduğunuz ilişkiyi nasıl tanımlıyorsunuz? Var olanı ele mi alıyorsunuz, yoksa yeniden mi yaratıyorsunuz?

Yener Torun: Evet fotoğraflarımın yapısı bir hayli grafik. Neredeyse gerçeküstü bir durum söz konusu. Bu elbette ki bilinçli bir tercih. Zaten istediğim de şehirlerin bilmediğimiz yönlerini, farklı dünyalarını keşfetmek ve bu keşiflerden elde ettiklerimle, kurallarını kendi koyduğum yeni mekanlar hatta evrenler yaratmak.

Bu aslında İstanbul ile sınırlı bir proje değil. Fotoğraflarımın önemli bir kısmı Türkiye'nin farklı şehirlerinde çekildi. Hatta yaklaşık onbeş tane yurtdışında çekilmiş fotoğraf da bulunuyor. Yaptığım şeyin şehirle ilişkisi aslında fotoğrafla da sınırlı değil. Fotoğraf sadece yaptığım çalışmanın sunum hali. Şehirle olan ilişkim mekanın aranmasıyla / bulunmasıyla başlıyor. Tahmin edersiniz ki bu tip yapıları - özellikle de Türkiye'de - bulmak o kadar da kolay değil ve bu durum işi daha cazip bir hale getiriyor. Çekim yapacağım yerleri tespit etme işini bir çeşit hazine avı gibi görüyorum. Şehrin daha evvel gitmeye gerek duymadığım köşelerine gidip bu mekanları tespit ediyor, daha sonra bu keşifleri nasıl değerlendirebileceğim üzerine kafa yoruyorum. Çoğu zaman bir mekanı birden fazla kez ziyaret ediyor, günün farklı saatlerinde farklı ışık ve gölge etkilerini tespit ediyorum Yani hem fiziksel hem de zihinsel bir egzersiz de söz konusu.

Çalışmalarımda insan öğesi oldukça kritik bir görev üstleniyor. Çoğunlukla renkli veya geometrik (bazen ikisi birden) arkaplanlarla etkileşime giren insan gösterdiği yaşam belirtisi ile oranın yaşanılan bir mekan olduğunu kanıtlıyor. Bir nevi o fotoğrafa hayat katıyor. Ayrıca bunu yaparken resimlediğim mekanın yeni işlevi ile ilgili de ipuçları veriyor. Bu çok önemli, çünkü, benim derdim yaratılmış mekanlardaki yaşamdan bir takım kesitler belgelemek değil. Ben fotoğraflarımda tamamen mekan algısını değiştirerek alıştığımızın dışında kuralları ve manzaraları olan bir bir dünya yaratmaya çalışıyorum.

Special Ops (or The Last Action Hero)

A photo posted by Yener Torun (@cimkedi) on

Fotoğraflardaki insanlar renklerle veya şekillerle bir şekilde etkileşime giriyorlar. Bu ilişkiyi önceleri sadece kişilerin üzerlerindeki kıyafetlerin ve arkaplanın renk uyumu üzerinden kuruyordum ve çoğu zaman oradan geçen yabancıların fotoğrafını çekerek bunu başarabiliyordum , ancak bu yeterli gelmemeye başlayınca modeli ve kıyafetlerini kendim seçerek ve hareketlerini, arka planla ilişkisini kendim kurgulayarak yaptığım çalışmayı biraz daha kişisel bir hale getirdim.

"Bir bakıma resmettiğim dünyalar kendi ütopyamdan kareler ve fotoğraflarımı görenler benim ideal dünyama yine kendi açtığım pencerelerden göz atma şansını yakalıyorlar."


Bir röportajınızda fotoğraflarınızın mimari fotoğraf olarak değerlendirilemeyeceğini dile getirmişsiniz. Siz kendi fotoğraflarınızı nasıl tanımlıyorsunuz?

Evet kesinlikle mimari fotoğraf olarak değerlendirilmemesi gerektiğini düşünüyorum. Zira amaç mimariyi yüceltmek, başarıyla çözülmüş bir detayı göstermek, değişik açılardan çekilmiş perspektifler yardımıyla mekan algısını artırmak ya da hacimleri olabildiğince etkileyici şekilde göstermek vs. değil. Benim fotoğraflarımda mimari elemanlar sadece anlatmak istediğim hikayenin arkaplanları, destekleyici unsurları. İhtiyaç duyduğum renk, şekil, desen, geometrik öğelerve ışık / gölge etkilerini en kolay yakalayabildiğim / bulabildiğim alan mimari. Zaten fotoğraflarımın bazılarında mimari elemanlar alışılmış işlevlerinden tamamen soyutlanarak bambaşka işlevler kazanıyorlar. Hatta abartacak olursam bu mekanları ararken ben dahi mimar kimliğimden kendimi olabildiğince soyutlayarak yapılara başka bir gözle bakmaya gayret ediyorum.

Çok tekrar oldu ama söylemem gerekiyor: Bu yeni bir dünya ve kuralları tamamen ben belirliyorum ve bu kuralları belirlerken de bilhassa geometriden ve renklerden faydalanıyorum. Aslında bu söylediklerimin daha iyi anlaşılabilmesi için "Alternate Route" isimli fotoğrafıma bakmanız yeterli.


Alternate Route

Burada da görülebileceği üzere bazı fotoğraflarda mizahtan da yararlanıyorum. Bu bağlamda aslında fotoğraflarım bir nevi benim iç dünyamı da yansıtıyor. Çevremde de şakacı ve renkli biri olarak tanındığım için bunu rahatlıkla söyleyebiliyorum sanırım. Bir bakıma resmettiğim dünyalar kendi ütopyamdan kareler ve fotoğraflarımı görenler benim ideal dünyama yine kendi açtığım pencerelerden göz atma şansını yakalıyorlar. Özellikle son dönemde fotoğraflarımın gitgide kişiselleştiğini söyleyebilirim zira artık zaman zaman model olarak dahi kendimi kullanıyorum. Bu kişiselleşme fotoğrafların isimlerine dahi yansıyor. Mümkün olduğunca okuyanı gülümsetecek cinste olmasına gayret ettiğim isimleri, sevdiğim şarkı sözlerinden, favori filmlerimden veya bazı popüler kültür öğelerinden seçiyorum.


Black Mirror

Yani özetlemek gerekirse: Şehirde kendimi anlatabileceğim arka planları (dekoru) arayıp buluyor, bulduğum dekora uygun senaryoyu (renk ve mimari öğelerle ilişki kurarak ve mümkün olduğunca mizahi bir dilde) yazıyor, (geometriyi kullanarak) kadrajı belirliyor ve başrolde de (zaman zaman) kendim oynuyorum diyebilirim. Daha önceden de söylediğim gibi paylaştığım fotoğraflar bu sürecin sadece son ürünü, sunumu.

Diğer taraftan daha eski fotoğraflarımın bir kısmı mimari fotoğraf olarak kabul edilebilir elbette. Sonuçta tarzım zaman içerisinde evrim geçirerek son halini aldı. Ama son dönemde paylaştığım ve içinde insan öğesi olmayan fotoğrafları dahi bahsettiğim paralel dünyalardan fotoğraflanmış manzaralar olarak kabul ediyorum.

Fotoğraflarınızdaki "denge" ölçütü Instagram'ın kare boyutlandırmasıyla birbirini desteklerler nitelikte. Böyle bir seri başlatırken, Instagram'ın üzerinizde bir etkisi oldu mu?

Kesinlikle oldu. Hatta en etkili şey Instagram, çünkü aldığım olumlu tepkiler sayesinde yaptığım şeyi devam ettirdim ve geliştirdim, geliştirmeye de devam ettiğimi düşünüyorum. Eğer bu denli olumlu bir tepki olmasaydı kesinlikle bu kadar zaman ayırmazdım diye tahmin ediyorum. Aslında bazı fotoğraflarım farklı oranlarda kesilmeye de müsaitler ancak şimdiye kadar Instagram dışında herhangi bir platformda paylaşma gereği doğmadığı için hepsi kare şeklinde kesilmiş vaziyetteler. Tabi bu, zaman içerisinde, keşfettiğim mekanları nasıl değerlendireceğimi tasarlama sürecindeki ilk reflekslerimi de kareye göre şekillendirmiş oldu.

Ayrıca Instagram'da karşılaştığım birçok minimal fotoğraf ve takip ettiğim fotoğrafçılar da tarzımı geliştirmemde son derece etkili oldu.

"Şimdiye kadar paylaştığım tüm fotoları mobil cihazım ile çektim."


Son olarak da, bu fotoğrafları mobil cihazınız ile mi yoksa fotoğraf makinesiyle mi çektiğinizi sormak istiyorum. Teknik konularda ne kadar detay vermek isterseniz hem merak ediyor, hem de size bırakıyorum.

Evet şimdiye kadar paylaştığım tüm fotoları mobil cihazım ile çektim ve sanırım bir süre daha bu böyle devam edebilir. Açıkçası fotoğrafçılık konusunda kayda değer bir altyapım yok. Hatta daha yeni fotoğrafçılık üzerine dersler almaya başladım. Yani bu alanda aslında bi hayli yeniyim. Ama sanırım kompozisyon konusunda belli seviyede bir kişisel zevke sahibim. Teknik konulardan post-production aşamasından biraz bahsedebilirim sanırım. Sizin de belirttiğiniz gibi fotoğraflarımda mekan hissinin kaybolduğu parlak renkli yüzeyler göze çarpıyor. Bu renkler gerçekte fotoğraflarda görüldükleri kadar parlak ya da canlı olmayabiliyorlar. Bu noktada benim müdahalelerim devreye giriyor ve vurguyu yapmak istediğim rengi ön plana çıkaracak ışık ve renk düzenlemeleri yapıyorum.


This House is a Circus pt.3

Fotoğraflarımı gerçeklikten koparan bir diğer teknik konu ise geometrik şekillerin ve düz çizgilerin kullanımı: Fotoğraflarımdaki çizgilerin düzlüğünden dolayı çoğu zaman derinlik kayboluyor ve 2 boyutlu bir algı oluşuyor. Bu da bilinçli bir tercih ve elbette ki bu düzlük de sonradan yaptığım düzenlemeler sayesinde sağlanıyor. Çizgisel sapmaları düzeltmek ve renk / ışık ayarlarını düzenlemek için mobil uygulamalardan ziyade daha gelişmiş fotoğraf düzenleme yazılımları kullandığımı da belirtmem gerekiyor.

Bu güzel sohbet için teşekkür ediyorum.


Fearless


Hello My name Is Yener And I'm A Symmetry Addict


Living in a Rainbow


Vitamin C

Reklam

Yorumlar
Yorum bırakmak için giriş yapmalısınız!


Henüz yorum yapılmamış!
Künye
Kişi: Yener Torun
30 gün içinde en çok
Okunan Yorumlanan
İlgili Söyleşiler