+ Arkitera'nın gelişmiş özelliklerinden yararlanmak için lütfen giriş yapınız!
veya ile bağlan.

Yıkılan Tarihi Kent: Suriçi - Peki Şimdi Ne Olacak?

11 Mayıs 2016, 14:30
  defa okundu.

Yıkılan Sur'un rehabilitasyonu ile ilgili yapılanları ve yapılması gerekenleri Diyarbakır Kalesi ve Hevsel Bahçeleri Kültürel Mirası Alan Yönetimi Başkanı Nevin Soyukaya ile konuştuk.*

Yıkılan Tarihi Kent: Suriçi - Peki Şimdi Ne Olacak?

UNESCO Dünya Miras listesine gireli bir sene olmuşken Suriçi'nde herkesin malumu üzücü olaylar oldu. Çatışmalar bittiğinde tescilli 595 tarihi yapının büyük bölümünün tahrip olduğu açıklandı. Ardından 21 Mart'ta Bakanlar Kurulu Kararı ile kamulaştırma kararı alındı. Ve şu an tartışmalar sürüyor... 7000 yıllık tarihi olan Suriçi'nde çatışmalar öncesi durum barış sürecinin yarattığı olumlu sinerji ile göz yaşartıcı denecek kadar iyiydi oysa. Restorasyonu tamamlanan tescilli yapılar birer birer halkın ve turizmin hizmetine açılmıştı. Neşeli çocuk sesleri ile gezilebilen sokaklar tertemizdi. Şimdi ise kimse durumu tam bilmiyor. Çünkü şu an alana giriş güvenlik sebebiyle yasak. Yıkılan Sur'un rehabilitasyonu ile ilgili yapılanları ve yapılması gerekenleri Diyarbakır Kalesi ve Hevsel Bahçeleri Kültürel Mirası Alan Yönetimi Başkanı Nevin Soyukaya ile konuştuk...

"Kurulduğu noktada giderek büyüyen ve önemini hiçbir zaman yitirmeden, ekonomik ve sosyal olarak zenginleşen ve çeşitlenebilen bir kentten söz ediyoruz."

 

Heval Zeliha Yüksel: Öncelikle size Suriçi'nin son durumunu sormak istiyorum...

Nevin Soyukaya: Biraz süreci aktararak başlamak, bugüne gelişi aktarmak gerekiyor. Diyarbakır'ın tarihsel derinliği herkesin malumudur. Kuzey Mezopotamya ile kuzey ülkelerinin yollarını birbirine bağlayan kavşakta binlerce yıldır varlığını sürdüren, yaşayan bir şehirden söz ediyoruz. Diyarbakır böyle kadim bir şehir. Diyarbakır'ın iç kalesindeki Amida Höyük, şehrin ilk kurulma noktası ve Amida Höyük'te yapılan yüzey araştırmasında, bilimsel çalışmalarda şehrin 7000 yıllık tarihi olduğu görüldü. Ama şu bir gerçek ki Amida Höyük'te daha detaylı kazılar yapıldığı takdirde bu tarih çok daha eskiye gidecektir. Özetle, bugünkü bilgiler ışığında 7000 yıldır aralıksız yaşamın sürdüğü bir şehirden söz ediyoruz. Kurulduğu noktada giderek büyüyen ve önemini hiçbir zaman yitirmeden, ekonomik ve sosyal olarak zenginleşen ve çeşitlenebilen bir kentten söz ediyoruz. Bu değeri günümüze taşıyıp korumada önemli etkenleri olan Diyarbakır Kalesi ve Hevsel Bahçeleri kültürel peyzajının, UNESCO Dünya Kültür Mirası olarak adaylığı gündeme geldiğinde, 2012 yılında Büyükşehir Belediyesi tarafından çalışma başlatıldı.

O dönem hangi aktörler birlikte çalıştı?

Büyükşehir Belediyesi tarafından 2012 yılında Alan Yönetim Başkanı atandı ve Belediye bünyesinde Alan Yönetim Birimi oluşturuldu. Ardından Kültür Bakanlığı ve diğer ilgili Bakanlıkların yerel temsilcilikleri ile meslek odaları, ilgili STK'lar, alanda yaşayan muhtarlar ve bilim insanları gibi aktörlerin katılımı ile çalışmalarımızı yürüttük. Bir yandan UNESCO adaylık dosyasını, bir yandan da Alan Yönetim planını eş zamanlı olarak hazırladık. 2014 yılı Şubat ayında adaylık dosyasını Dünya Miras Merkezi'ne Kültür Bakanlığı aracılığı ile yolladık.

Bakanlığın desteği nasıl oldu?

Kültür Bakanlığı'nın desteği zaten yasal olarak olmak zorunda. UNESCO ile yaptığımız tüm yazışmalar Kültür ve Dışişleri Bakanlığı aracılığı ile yürüdüğü için yerelde yürütülen çalışmalar da ortaktı tabii ki. Süreci Bakanlıklar ile birlikte tamamladık ama yürütücü Büyükşehir Belediyesi'ydi. Biz Şubat 2014'te dosyamızı sunduk, Ağustos 2014'te Alan Yönetim Planımızı katılımcılık esası ile tamamladıktan sonra onu da Dünya Miras Merkezi'ne sunduk. Neticede Temmuz 2015'te de Bonn'da yapılan 39. Genel Kurulda oyların tamamı ile Diyarbakır Kalesi ve Hevsel Bahçeleri Dünya Mirası olarak tescillendi. Ondan sonra Alan Yönetim Planımızın gereği olarak alanda yine 2012 yılında yapılan koruma amaçlı imar planı esas alınarak Diyarbakır Kalesi ve Hevsel Bahçeleri ile tampon bölgesi olan SURİÇİ ve Dicle Vadisi bütünündeki alanın iyileştirilmesine dönük pek çok eylem planı hazırladık. Bu hazırlıkları hayata geçirmek üzere çalışmalar başlatmışken, Ağustos ayında ilk sokağa çıkma yasağı, ablukalar ve çatışmalar patlak verdi. Ondan sonra bugüne kadar altı defa Suriçi'nin altı mahallesinde sokağa çıkma yasağı ilan edildi ve çatışmalar şiddetlenerek günümüze kadar gelindi. En son 2 Aralık'ta başlayan sokağa çıkma yasağı günümüze kadar sürmektedir.


Suriçi ve Hevsel Bahçeleri

"Kentte birçok kurum, kuruluş, özel teşebbüs UNESCO sürecindeki sinerji ile dikkate değer çalışmalar yapmıştı çatışma öncesinde."

 

Peki, Suriçi'ndeki yapı envanteri 595 adet yapı diye açıklanmıştı değil mi?

Evet, Suriçi'nin tamamı 2863 sayılı yasaya göre kentsel sit alanı. Kentsel dokunun bütünlüklü olarak korunması gereken bu alanda, tek yapı ölçeğinde yapılan kültür envanterinde de anıtsal ve sivil mimari olmak üzere toplam 595 adet yapı tescilli. Bunun 448 adedi sivil yapı. Dolayısıyla alan hem bütünlüklü kent dokusu olarak hem de tek yapı ölçeğinde korunması gereken bir bölge. Ek olarak Dünya Miras alanı 1. tampon bölgesi olması sebebiyle uluslararası sözleşmelere göre de korunması gereken bölgedir.

Surp Giragos Kilisesi, Dengbej Evi ve Cemil Paşa Konağı gibi pek çok tescilli yapı son dönemde restore edildi ve çok da ses getirdi. Kent adeta Mardin gibi turizm ile anılır olmuştu. Şu anda orasının ne halde olduğu biliniyor mu?

Bir kere sokağa çıkma yasağının olduğu alan ve çatışmaların olduğu kısım neresi, onu anlatmak lazım. Suriçi'nde Gazi Caddesi'nin doğu yakasında altı mahallede sokağa çıkma yasağı sürüyor. Bu bahsettiğimiz altı mahalle Sur'un yarısı demek. Belli başlı yapılardan Cemil Paşa Konağı'nı örnek verdiniz ama çatışmalar öncesi UNESCO sürecinin yarattığı sinerji ile kentte turizme, kentsel mirasın potansiyeline dönük çok ciddi çalışmalar olmuştu, Cemil Paşa Konağı bunlardan sadece biriydi ve Büyükşehir Belediyesi tarafından kamulaştırılıp, restore edilerek kent müzesi olarak işlevlendirildi. Dengbej Evi Avrupa Birliği projesi olarak Mimarlar Odası ile Büyükşehir Belediyesi tarafından restore edildi ve işlevlendirildi. Surp Giragos Kilisesi için Belediye ve Ermeni Cemaati birlikte çalıştılar ve proje hayata geçirildi. İç Kale projesi yerel aktörler tarafından başlatıldı, ilk projeleri çizildi ve daha sonra Kültür Bakanlığı tarafından restore edildi ve arkeoloji müzesi oldu. Yine bununla birlikte diğer kiliseler kendi vakıfları ile birlikte çalışıp restorasyon yaptılar. Özel teşebbüs çok güzel çalışmalar yaptı: Sülüklü Han örneği gibi. Yine tek yapı ölçeğinde özel teşebbüsün restore ettirip halkın ve turizmin hizmetine sunduğu yapılar oldu. Vakıflar Bölge Müdürlüğü pek çok yapıyı restore etti: Hasan Paşa Hanı bunlardan biridir. Yine Belediye, surların etrafını açmıştı. Yani kentte birçok kurum, kuruluş, özel teşebbüs UNESCO sürecindeki sinerji ile dikkate değer çalışmalar yapmıştı çatışma öncesinde.


Dengbej Evi


Esma Ocak Kültür Evi

"2 Aralık'tan beridir şiddetlenen durum ile birlikte Sur'a giremiyoruz, ancak basına yansıyan fotoğraflardan ciddi tahribat olduğunu görüyoruz."

 

Peki, tüm bu restorasyonlar belediye tarafından yapılan 2012 koruma amaçlı imar planı dahilinde mi yapıldı?

Evet, koruma amaçlı imar planı kent dokusunun korunmasına dönük bir plandı. Ama koruma amaçlı imar planının yanı sıra tek yapı ölçeğinde restorasyonlar ve işlevlendirme, koruma kuram ve kuralları dikkate alınarak yapıldı. Çatışmalar sürecinde ise alanda yine böyle restorasyonu yapılmış, onarıma açılmış bir takım yapıların tamamı çok ciddi risk altına girdi. Özellikle 2 Aralık'tan beridir şiddetlenen durum ile birlikte Sur'a giremiyoruz, ancak basına yansıyan fotoğraflardan ciddi tahribat olduğunu görüyoruz. Ermeni Katolik Kilisesi'nin yıkıldığını görüyoruz, çatışmalı süreçte tescilli Paşa Hamamı'nın yandığını biliyoruz, Kurşunlu Camii ve Dört Ayaklı Minare'nin basına yansıyan durumunu biliyoruz. Ama en son 3 Nisan'da Diyarbakırlı bir vatandaşın Suriçi'ni rastlantısal olarak uçaktan çektiği fotoğraf ile yıkımın kentsel dokuya yönelik yarattığı tahribatın boyutunu gördük.

Ne vardı o hava fotoğrafında?

Caddelerin açıldığını ve sokakların genişletilip caddelere dönüştürüldüğünü gördük. Yenikapı ve Yıkıkkaya Sokak gibi. Ya da hiç olmayan sokakların açıldığını o bahsettiğim hava fotoğrafından gördük. Birçok yapının yıkılıp büyük meydanların açıldığını gördük. Yani eski kent dokusu tamamen tahrip edilmişti.

Dolayısıyla Sur'a tekrar girildiğinde sürprizle karşılaşılacağını söylüyorsunuz...

Evet, çok büyük sürprizlerle karşılaşılacak. Çatışmalı süreç 7000 yıldır süren kesintisiz yaşamı da ilk defa kesintiye uğrattı ve kentin o yakası boşaldı. 20-25 bin insan bölgeyi terk etti ve kendi şehirlerinde mülteci durumuna düştüler. Bu da binlerce yıldır toplumsal hafıza ile süren kültürel sürekliliğin kesintiye uğraması ve geleceğe doğru aktarılmasının da sağlanamayacağı anlamına gelmektedir.


Dört Ayaklı Minare - Çatışma sonrası

"Binlerce yıldır süren yaşamın orada artık süremeyeceğinin açık bir beyanıdır aslında bu kamulaştırma kararı."

 

Siz Diyarbakır Kalesi ve Hevsel Bahçeleri Kültürel Mirası Alan Yönetimi Başkanı olarak en başından beri bu işin takibini yapan ekibin başındasınız. Her gün yeni gelişmeler oluyor bölgede. Bundan sonrasında ne olacak? Bir ön görünüz var mı?

Ne yazık ki sorun bu noktada. Çatışmalar sürerken oluşan yıkımlar ve çatışma süreci sonunda iş makineleri ile yapılan yıkımlar sonrasında Sur'da ciddi tahribatlar oluştu. Hafriyat atıklarının Sur'un dışına atıldığı belgelidir. Dolayısıyla sadece çatışma sürecinde değil sonrasında iş makineleri ile de ciddi yıkımlar yapıldığını biliyoruz. Tüm bunlar olurken olabildiğince kapalı çalışmalar yapılıyor ve biz buraya dair nasıl bir planlama yapıldığını bilmiyoruz. Alana güvenlik sebebiyle denilerek belediye, alan yönetim başkanlığı ve bilim insanları sokulmuyor. Sur ve Büyükşehir belediyelerinin ve alan yönetim başkanlığının dahi katılmadığı olabildiğince kapalı bir biçimde çalışmalar yürütülüyor. Sadece koruma amaçlı imar planına uyulduğu söyleniyor ancak taban tabana zıt uygulamalar görüyoruz.

Ve Sur içi için kamulaştırma kararı alındı son dönemde...

Evet, tam halk artık evine dönmeli derken, 21 Mart günü Bakanlar Kurulu kararı ile bölgenin %80'i için kamulaştırma kararı alındı. Binlerce yıldır süren yaşamın orada artık süremeyeceğinin açık bir beyanıdır aslında bu kamulaştırma kararı. Orada mülkiyetin el değiştireceğinin, bir çeşit mülksüzleştirme politikası ile demografik yapının değişeceğinin niyeti ortaya konulmuş oldu. Kamulaştırma kararı aslında yeni bir şehir yaratmaktır.

"Ne yapılacaksa, binlerce yıllık kültürel birikimin taşıyıcılarının varlıklarını ve yaşam standartlarını yükselterek, insan odaklı olarak yapılmalı."

 

Peki, eski dokunun korunması ve binlerce yıldır süren çok kültürlü kendine özgü hayatın yeniden canlanması için ne yapılması gerekiyor?

Alanda katılımcılık esas alınarak kentin dinamiklerinin, bilim insanlarının, alan yönetim başkanlığının ve belediyenin uzmanlarının da katıldığı bir ekiple tespit yapılmalı. Yıkım ve hafriyat atımının ivedilikle durdurulması gerekiyor. Tahribatın boyutunun bütünlüklü olarak görülmesi gerekiyor çünkü korunması gereken bütünlüklü bir sit alanı. Ondan sonra yapı bazında ya da sokak dokusu bazında tespitlere göre karar verilmesi ve ortak akıl yürütülmesi gerekiyor. Ve yapılacak planlamanın orada yaşayacak olan Diyarbakırlının bertaraf edilmeden yapılması gerekiyor. Ne yapılacaksa, binlerce yıllık kültürel birikimin taşıyıcılarının varlıklarını ve yaşam standartlarını yükselterek, insan odaklı olarak yapılmalı. Ve tabi ki kentin hassas dokusu da en hassas şekilde korunarak yapılmalı.

Diyarbakır'ın tarihi ve kültürel olarak hak ettiği değeri bulması umuduyla... Verdiğiniz bilgiler için teşekkür ederim.

*İlk defa İstanbul Art News Gazetesinde yayınlanmıştır. Söyleşi yapıldıktan sonra Suriçi'nden sevindiri bazı haberler geldi. Sülüklü Han ve Hasanpaşa Hanı kullanıma açılmış, esnaf satışlarına başlamış.

Reklam

Yorumlar
Yorum bırakmak için giriş yapmalısınız!


Henüz yorum yapılmamış!
Künye
30 gün içinde en çok
Okunan Yorumlanan
İlgili Söyleşiler