Ayşe Ünsalan Dalkılıç

Ayrıca Baumit gibi Avusturya kökenli,ürün kalitesini ispatlamış Endüstriyel bir üretici , geleneksel kirecin nefes alma ve nem dengeleme gücünü modern teknolojiyle birleştiriyor.Bizim yerel malzeme firmalarımızın geleneksel malzemeyi unutması acaba kirec özelinde,kirecin yoksullukla ve kırsal ile toplum kodlarına iz birakması nedeniyle mi?Eğer öyleyse çok şey kaçırıyoruz..Arge konusunda ilgilenilmeyi bekleyen çok güzel yerel malzemeler var..

Ayşe Ünsalan Dalkılıç

İnsan fizyolojisine, psikolojisine*

Ayşe Ünsalan Dalkılıç

Ruanda Butaro Teaching Hospital örneğine benzer çalışmaların yaygınlaşması çok umut verici.Saglik yapıları doğal malzeme konusunda, nöromimari konusunda ne kadar insan fizyolojisine, fizyolojisine uygunsa o oranda başarı hedefine yaklaşıyor.Kireç bu toprakların, hatta Akdeniz ve Anadolu kültürünün en dürüst, en katıksız ve en organik tasarım öğelerinden biridir. Sadece bir malzeme değil; yaşayan, nefes alan ve zamanla birlikte olgunlaşan bir felsefedir. ​Tasarımda malzemelerin "saklanmasına" ya da yapay kimyasallarla "steril" hale getirilmesine karşı, kirecin sunduğu o ham ve yaşayan doku, gerçek bir tasarım elementidir.Bütüne bakıldığında da tabi ki çok güzel bir örnek..

Ayşe Ünsalan Dalkılıç

Kesinlikle katılıyorum,uzmanlık derinliği artıyor günümüzde,bunun yanında disiplinlerarası iletişim azalıyor, parçaların nasıl bir bütün oluşturduğu ve birbirleriyle iletişimi asıl sorun.Ve her alanda insan ölçeği insanın aleyhine değişiyor. Bu uyumlanma süreci olarak kabul edilebilir,fakat mimarlık disiplini bu noktada insan ihtiyaçları konusunda etik sorumluluğunu farketmek zorundadır.

Özgür Savaş Özer

Çok güzel bir konu. Yüksek lisans tezimi yazarken şu soru üzerine tartışmıştık: Mezar, mekan mıdır? Mekan kavramının köküne gittiğinizde "algı" ile karşılaşırsınız; yani algı, mekanı var eden bileşenlerden biridir. Mekan, insanın zihninde algı ile gerçekleşiyor. Bu anlamda, yukarıdaki sorunun tutarlı cevaplarından biri, "mezar mekan değildir" oluyor. Boşluktur, hacmi vardır, ama mekan değildir. Gerçekten de görünüyor ki, günümüz yoğun bakım mekanı da kullanıcısı olan hastanın algısı yokmuş gibi davranmakta. Oysa algı var. O zaman, yoğun bakım hacminin mezardan farklı olması gerekir.

Faruk Özgökçe

Bir örnek üzerinden bakılıp değerlendirilecek bir konu değil tabi dediğiniz. Ben yalnızca bu örnek için değinmiştim. Yeni çıkan farklı kitaplarla ilgili Arkitera haberlerine baktığımızda çeşitlilik görülür ama yoğunluğu düşük. Abdi Güzer gibi seri kitap çıkartabilecek farklı isimlerin de olması lazım. Tabi kitap satış performanslarına da bakmak lazım. Eskilerde mesleki kitap almak gibi bir gelenek vardır. Yeni meslektaşlarda bu ne durumda acaba? Güzel bir inceleme konusu dahi olabilir.

ystyron trist

Merak etmeyin, Reşat Ekrem Koçu’nun dün gece oturup kitabı yazdığını sanmıyorum. Zaten tam da bunu söylüyorum. Mimarlık yayıncılığı o kadar yeni söz üretemez halde ki, aynı isimler onlarca yıldır yeniden ısıtılıp dolaşıma sokuluyor. Refleks de ezber olmuş tabii, biri buna değinince hemen "ama o eski kitap" düzeltmesi geliyor. Sorun kitabın yaşı değil, sektörün zihinsel yaşı.

Faruk Özgökçe

Umarım Reşat Ekrem Koçu'nun kitabı yeni yazdığını düşünmüyorsunuzdur.

ystyron trist

Mimari yayıncılıkta güvenli liman, ne yazacağını bilemediğinde Mimar Sinan bas, gitsin. Sıfır risk, garanti prestij. Yüzyıllardır hayatı zerre değişmemiş bir mimar/mühendisin eserlerini, sanki dün akşam inşaatı bitmiş gibi bir heyecanla yeniden, yeniden ve yeniden paketleyip satmak tam bir yayıncılık kurnazlığı. Bu kitap bize Sinan’ı değil, Türkiye’deki mimarlık literatürünün ne kadar feci bir üretim kısırlığı içinde kıvrandığını anlatıyor. Bu metin de o kısır döngünün son halkası. 16. yüzyılın harcını kurcalamaktan 21. yüzyılın mekân politikasını, teknolojisini ve sosyolojisini konuşamayan bir disiplin, kendi geleceğini geçmişin gölgesinde boğuyor.

ystyron trist

Mimarlar Odası yine en sevdiği rolü oynuyor: gelin çocuklar, sizi kanatlarımızın altına alalım... Endüstriyel tasarımcılar da 40 yıllık mücadelenin sonunda bu kabulü haklı bir zafer sanıp coşkuyla seviniyor. Dost acı söyler sevgili tasarımcılar, kutlamaları çok da uzun tutmayın ve gözünüzü mimarların üzerinden sakın ayırmayın. Zamanında Marmara GSF koridorlarında içmimarlıktan ayrılarak doğan endüstriyel tasarım, bugün nihayet kendi odasına kavuşma yolunda ilk adımı attı ama ne ironiktir ki müjde yine o tanıdık çatının altından veriliyor. İçmimarlar olarak 1954’ten 1976’ya uzanan odalaşma sürecimizde mimarlardan aldığımız o ilk şefkatin, ilk destek ve kuruluş yardımlarının sonraki yıllarda kazandığımız her hukuki hakta, aldığımız her mesleki kararda nasıl önümüze çıkarılan bir bariyere dönüştüğünü biz çok iyi biliyoruz. Yollarımıza gül dökerek bizi TMMOB’a taşıyanlar, ne zaman ki ayağa kalktık, anında karşımızda saf tuttular. Bugün endüstriyel tasarımcıları birlikte güçlüyüz sloganlarıyla kucaklayan mimarlar, yarın bir gün siz kent mobilyasından, sergileme tasarımından, hatta kamusal alan ekipmanından kendi imzanızla pay istediğinizde, dur bakalım, orada mimari vizyon var, diye barikat kuracaktır. Tarih dersini iyi çalışın, abinizin ceketinin düğmelerine çok güvenip gevşemeyin. Kendi bağcıklarınızı şimdiden sıkı bağlayın. Çünkü mimarlık tarihi biraz da pastayı kimseyle paylaşmama tarihidir!

ystyron trist

Metindeki bu orijinal rahatlık göz yaşartıcı. Bölüm adı vermekten, yazar zikretmekten imtina eden, "Oralarda bir yerde Memphis Milano var işte" gevşekliğiyle yazılan bir giriş. Bir akademik kitaptan ziyade, son geceye kalmış bir dönem ödevinin alelacele yazılmış özet arkalığını andırıyor. Kitaba davet etmiyor, kitabın koordinatsızlığından şikayet ediyor sanki.

Mustafa Batu Kepekçioğlu

Bu değerli tartışmaya katkı vermek adına paylaşmakta olduğum, yukarıdaki yazının bir kısmında eleştirilen 3. Ödül'ü alan projeyi aşağıdaki linkten inceleyebilirsiniz: https://www.arkitera.com/proje/3-odul-trabzon-ortahisar-sanayi-mahallesi-kentsel-tasarim-fikir-yarismasi/ Ayrıca eleştiriyle ilgili cevabı bu linkten okuyabilirsiniz: https://www.arkitera.com/gorus/trabzon-ortahisar-kentsel-tasarim-fikir-yarismasinin-ardindan-yazilanlara-cevap-hakki/

Suphi Doğan

Mimarlar ciddi anlamda sahipsiz ve bu sahipsizliğin temelinde dayanışma ağına sahip olmamaları yatıyor. Ne kendilerine özel bir sendika var, ne de haklarını doğru düzgün koruyan bir meslek odası. Üç beş taksici koskoca büyükşehir belediyesine kafa tutarken, "okumuş çocuklar" haklarını aramaktan, mesleğini korumaktan aciz. "Korsan mimarlar" hiç çekinmeden bangır bangır reklam pr yaparken "evrakları görelim" diyen bir yapılanma yok... Yaşadığımız bir çok problemin aynası...

Mimarlar Amiri

Ahmet Bey elinize emeğinize sağlık, zevkle okudum. Okuyan ya da okuyacak arkadaşların bazıları yazıyı başlıktan ve içerikten de olduğu üzere içeriğin sadece "iç mimarlık" değil de daha geniş bir kimlik erozyonu eleştirisi. Sabah sabah bir kendimize geldik.

Suphi Doğan

Mimarlar Odası bu konuları ciddiyetle yargıya taşımalı. Yaptırımlar uygulanmalı. Emlakçısı marangozu müteahhiti her önüne gelen dükkan camına, sosyal medyasına, şirket adına "mimar-mimarlık" yazabiliyor... Çoğu "mimarlık ofislerinin" kurucusunun nereden mezun olduğuna dair bir bilgi yok... Bunlar zorunlu olmalı

Suphi Doğan

Bir büyükşehir belediyesi böyle bir iş yapmamalı...

Belya Oğraş

Merhabalar Can bey, Yarışma sürecini başından beri takip eden bir Trabzonluyum. Tüm projelerin kamu ile paylaşılmasını çok arzuluyorum. Umarım idare bunu gerçekleştirir ve tüm projeleri sergiler. Sizin de projenizin kamu ile paylaşmanızı çok isterim. Fikirlerinizin biz Trabzonlular için oldukça faydalı olacağına inanıyorum.

Zübeyde Yeşilyurt Tunç

Çok yönlü ele alarak yaptığınız detaylı ve kapsamlı eleştiri için teşekkür ederim. Eminim pek çok kişinin düşüncelerine de tercüman oldunuz.Genel olarak değerlendirildiğinde, kentsel bellek, kültürel değerler ve yerel bağlam gibi önemli başlıkların geri planda kaldığı; projenin ağırlıklı olarak konut üretimi üzerinden şekillendiği izlenimi oluşuyor. Üstelik yalnızca konut ölçeğinde dahi çeşitli eleştirel noktalar barındırdığını görüyoruz.Trabzon'da düz çatı kullanımı ve daha fazlası... Ayrıca raporda, birçok yarışmacının rumuz kuralına uymadığı ancak jüri inisiyatifiyle değerlendirmeye alındığı belirtiliyor. Bu katılımcılar arasında ödül alan projelerin de bulunması, yarışma şartlarının uygulanabilirliği ve eşitlik ilkesi açısından sorgulanması gereken bir durum olarak öne çıkıyor. Çok daha fazla üzerinde konuşulabilecek konu ve akıllarda bir çok soru işareti var.. Raporların daha açıklayıcı olmasını tercih ederdim.

Mimarlar Amiri

Yazıdaki birçok eleştiriye katılmamak zor. Özellikle şartname ile çıkan sonuç arasındaki kopukluk hissi, yarışmalarda sık sık karşımıza çıkan bir durum. Ama meseleyi sadece “jüri hata yaptı” diye okumak bana biraz eksik geliyor. Daha temel bir problem var gibi: Şartnameler çoğu zaman neyin kesin kural, neyin yoruma açık olduğunu net söylemiyor. Jüri de doğal olarak bu gri alanlarda kendi önceliklerine göre karar veriyor. Asıl sıkıntı burada başlıyor bence. Çünkü bu öncelikler jüri raporlarında açık açık anlatılmayınca, dışarıdan bakınca her şey “kurallar esnetildi” gibi görünüyor. Belki de asıl tartışmamız gereken şey şu: Şartname gerçekten net bir sınır mı, yoksa tartışmaya açık bir çerçeve mi? Eğer çerçeveyse, bunun jüri tarafından daha açık anlatılması gerekiyor.

Suphi Doğan

Ayda yılda bir açılan yarışmalar da bu şekilde tartışmaya açık sonuçlanınca şartname çerçevesince öneri geliştiren katılımcılar da haliyle emekleri boşa gitmiş, haksızlığa uğramış hissediyor. Olması gereken tek bir şey var: Ülkenin tüm kamu yapıları, meydanları, parkları, tesisleri vs "ulusal" yarışmaya konu edilmeli...