+ Arkitera'nın gelişmiş özelliklerinden yararlanmak için lütfen giriş yapınız!
veya ile bağlan.

Kontrplak Ev

Thank you so much admin such a great informations
Click to Get more


18 saat önce

Anafartalar Çarşısı - Ankara Kent Enstitüsü

Diğer projelerim için aşağıdaki linkten web sitemi ziyaret edebilirsiniz.

https://goo.gl/7zmL9y
Cumartesi, 11:24

Bilim, Yaşam ve Teknoloji Merkezi

Diğer projelerim için aşağıdaki linkten web sitemi ziyaret edebilirsiniz.

https://goo.gl/7zmL9y
Cumartesi, 11:23

Notre Dame Katedrali ile Kulesinin Bir Aradalığı: Ekleme, Yok Olma ve Yeniden İnşa

katedrali yeniden inşa etmek önemlidir? Katedralin kırık kalmasının daha iyi olacağını düşünüyorum çünkü tarihin bir parçası. Universitas Airlangga
''dan Selamlar
Çarşamba, 08:55
Kulenin Viollet-le-Duc tarafından 19.yy'da eklendiği doğru ama bu haliyle eksik ve hatta yanıltıcı bir bilgi. Çoğu insan bu eklemeyi Viollet-le-Duc'ün keyfi olarak, hiç yoktan yaptığı bir müdahale zannediyor. Bu tam olarak doğru değil. Viollet-le-Duc kendi kriterleri içerisinde bir tür "Restitüston" yapıyor aslında. Zira yapının transept kesişiminde ahşap bir kule daha önce aslında vardı ve yapımı 13. yy'a tarihleniyordu. Tam tarihi üzerinde bir uzlaşma olmasa da bu kulenin, 18.yy'ın ikinci yarısında çöktüğü, ya da çökmek üzereyken söküldüğü biliniyor. Viollet-le-Duc de kendi yazdığı raporda bu kuleyi yaparken aslında binanın geçmişte sahip olduğu fakat sonradan yitirdiği bir öğeyi eklediğine değiniyor:
"(...) Ele almamız gereken son nokta, ahşap iskelet olarak inşa edilip üzeri kurşunla kaplanmış olan ana külahlı çatıdır. Paris katedralini gayet iyi tamamlayan bu külahlı çatı mahyasından fırıldağa kadar yüz dört ayak yüksekliğindeydi. Bu külahlı kuleyi Israel Sylvestre'in gravürleri yanında en çok da merhum Garneray'nin elinden çıkma bir resim sayesinde hiç eksiksiz restore edebildik." (RESTORASYON ÜZERİNE, Viollet-le-Duc, Janus Yay, 2019, sayfa: 65-66)
Benim bunlardan anladığım şu: Viollet-le-Duc kuleyi geçmişte kaybedilmiş önemli bir öğe olarak değerlendirdiği için ekliyor. Bu önemli bir nokta. Tamamen kafasından uydurmamış. O zamanın imkanları içinde olabildiğince kaynaklara ve gravürlere dayanarak eklemiş gibi duruyor. Kulenin uydurulmasından değil ama yeniden eklenirken tasarım detaylarında keyfi davranılmasından söz edilebilir en çok. Bu önemli detayı paylaşmak istedim.








6 Mayıs 2019, 15:26

Pornografik Bir Mimari Jestin Kentsel Monoloğu: Yapı Kredi Kültür Sanat

Odun değil efendim "lignum"la kovalamalısınız.

Quidquid latine dictum sit, altum videtur.
9 Ağustos 2019, 21:25
İnsanda, yazanı odunla kovalama isteği uyandıran başlıklar.Pornografi ,jest , monolog...Mimarlığı nasıl daha anlaşılmaz hayattan kopuk bir şey olarak gösteririm çabasını anlamıyorum.
8 Ağustos 2019, 00:45
Başlığından sonra yazıya şöyle bir göz gezdirdiğimde "bir yapı böylesi eleştiriye yalnız burada maruz kalır" gibi nemelazımcı bir umursamazlıktayken; özenle yazdığınız, aydınlatması için seçtiğiniz sorularınızla karşılaşmam özeleştiri beyanı yapmamı gerektirdi, teşekkürler Serkan Bey.
4 Ağustos 2019, 13:30
Yazi icin tesekkurler, emeginize saglik. Elestirinizin daha net olmasi adina bazi kavramlari nasil algiladiginizi biraz acmanizda fayda olabilirmis. Ornegin; “meydanla diyalog” girisiminin basarisizligina sik sik deginiyorsunuz, ancak bana aklinizda diyalog kurmaya dair bir imaj var (“zemin kotundan meydani beslemek”) ve o imaj gerceklesmedigi icin baska turlu diyaloglari yargiliyorsunuz gibi geldi.

Iki kisinin diyalog kurdugunu dusunelim. Saniyorum size gore sadece sizin istediginiz konulari konusurlarsa veya sadece konusarak iletisimlerini surdururlerse diyalog kurmus oluyorlar. Bu bakimdan, konusmaksizin birbirlerine sarilirlarsa veya birbirlerine imali bakislar atarlarsa veya birbirileri ile atisirlarsa iletisim kuramazlar gibi yorumluyorsunuz. Bu baglamda tartismayi guclendirmek adina, yazinizdan bazi kesmeler ile asagida yer alan sorulari sizinle paylasmak isterim:

- “Imadan ote gecemeyen temsili” bir diyalog kurma bicimi olamaz mi?

- “Meydana kendini gosterme cabasi” kapsaminda, hemen onundeki kamusal alan ile kendi elindeki yari kamusal alani yaris haline sokmasinin baska turlu bir etkilesime surukledigi soylenemez mi?

- “Olcekler arasi dengesizligin” bir ritmi var ise, birbirinden farkli olcekler arasinda diyalog kurulamaz mi?

- “Zemin kotunda meydani besleyecek mekanlar onermek”ten anladigim kadariyla bir yapi cevresine hizmet ettigi veya boyun egdigi muddetce diyalog kurulabiliyorken, cevresi yapiya hizmet ettiginde diyalogun kurulmasi mumkun degil. Boyle bakildiginda diyalog kurma konusunda taraf tutuyor gibi gozukuyorsunuz. Demek istedigim biri mumkunken digeri neden mumkun olmasin?

Son olarak “kente yaklasmak yerine mesafelenmesi”ni de diyalog karsiti bir tutum olarak yorumluyorsunuz. Siki bir ahbapligimiz olmadigi icin ben de size biraz “mesafe”mi koruyarak yorum yaziyorum. Umarim bu durum diyalog kurmamizi engellemiyordur. :)
3 Ağustos 2019, 23:49
"Pornografik" kelimesi zaten (artık) kendiliğinden pornografiktir.

Tam tersi de vardır. Örneğin "hayır" kelimesi "hayırlı" değildir pek.

Bu da böyle gider...
31 Temmuz 2019, 04:57
Ali Özsobacı, eğer başlıkta seçtiğim kavram, metin içi değerlendirmeler ile örtüşmeseydi haklı olduğunuzu söyleyebilirdim. Ama kendi adıma ''pornografik'' sıfatının işaret ettiğim duruma karşılık geldiğini düşünüyorum.
31 Temmuz 2019, 00:55
İçeriğine bakarsak önemli tespitler üzerine kurulu, ayağı yere sağlam basan, tutarlı bir mimari eleştiri yazısı. Buna karşın başlık seçimi açısından değerlendirecek olursak, en az yazıda eleştirilen mimari tavır kadar (kavramın yazıdaki kullanılan anlamıyla) “pornografik” bir yaklaşım söz konusu değil mi?
30 Temmuz 2019, 18:15
Titizlikle hazırlandığı her satırından belli olan bir çalışma olmuş . tebrik ederim.


29 Temmuz 2019, 16:56
"Cephesi şeffaf diye mi pornografik ?" sorusuna kendi adıma verebileceğim cevap, hayır. Bence buradaki mimari jest o yüzden pornografik değil. Bunu söylemek demek, sirkülasyonu teşhir ettiği için "teşhirci" demek gibi bir şey olurdu... Bu şekilde düşünmedim bu yazıyı yazarken.

Burada Zeynep Sayın''''ın ''''pornografik'''' tutum ve motivasyonu tanımlarken Fredric Jameson''''dan esinlenerek türettiği ifadeye tekrar bakmakta fayda var: "Pornografik imgelerin hepsi onlara çıplak bir bedene bakar gibi bakmamızı önermektedirler."

Bu cümleden yola çıkarak bence aşırı ilgi çekme isteği ve kentlilerin bakışını, çevresinde başka hiçbir şey yokmuşçasına kendine çekme arzusu temel olarak pornografik kılıyor yapıdaki mimari jesti... Diğer deyişle müstehcen bir pozdan dolayı değil, İstiklal''''de yürüyenlerin ilgisinin tamamını isteyen, gözden kaçırılmaya tahammülü olmayan bir ruh hali, tutum ve motivasyondan dolayı pornografik. O yüzden buradakinin tam tersine sirkülasyonu teşhir etmeyen, çok kapalı bir yapı da, İstiklal Caddesi''''nde geçenlerin bakışını sanki sadece tek o varmışçasına talep edip kendi bedeninde tutmak isteseydi, onu sağlamak için sergilediği mimari jestleri de pornografik olarak nitelendirilebilirdik.

Belki durumu pornografik olmayan mimari jestler üzerinden anla(t)mak daha kolay olabilir. Bahsedeceğim örneklerde ölçek farkları var ama Han Tümertekin''''in binalarını düşünebilirsiniz bu bağlamda; Taksim Sanat Galerisi, Robinson Crusoe, Bilsar, Salt Beyoğlu bu ilgi çekme halini aşırılaştırmıyor ama biraz bakınca ilginçliklerini görebiliyorsunuz. Aralarında en iyi örnek benim için Bilsar bu bağlamda. Tünel''''in sonundaki meydanda karşınıza çıkan 2002''''de yenilenmiş bitişik nizam parseldeki bir yapı bu. Cephedeki boşluklar ayrıca bir doğrama ile çerçevelenmediği için yapıda doğramaları göremiyorsunuz, boşluklarda sadece şeffaf cam yüzeyleri görüyorsunuz. Dolu ve boş yüzyelerin dolayımsız teması beklenmedik bir estetik gerilim ve dinamizm kazandırıyor cepheye.

Yapı ilk anda "bana bak!" demiyor ama bir kere farklılığı hissetiğinizde ona bakmaya başlıyor ve devam ediyorsunuz. Belki şimdi çok tekrar edildiği için aşina olduk ve görsel kıvraklığını kaybetti ama ilk inşa edildindiğinde deneyimleyen biri olarak çok rahatlıkla söyleyebilirim ki parmağı göze sokmaya çalışmıyordu ve buna rağmen kendine hala baktırıyordu.
28 Temmuz 2019, 16:17
Mimari eleştiriyi hakkıyla yapmak zor iş. Genelde o yüzden yeltenmem. Bu bina için daha da derinleşmek lazım. Yazar kadar inmek lazım mimari eleştiriyi de eleştirmek için.

Sonuçta iş dönüp dolaşıp "peki nasıl olmalıydı" sorusuna yanıt mı arayacağız.

Hayır, aramayalım peki. Peki de derinliğe ulaşmak da sorun.

En azından ben daha derine inmeliyim. Ancak öyle fikrimi beyan edebilirim.
28 Temmuz 2019, 05:50
Müşterinin istek ve yönlendirmeleri doğrultusunda böylesi okunması/yorumlanması zor binalar ortaya cikabailir. Herkes kendini tasarımcı/mimar zannettiği ve mimarlara çok fazla söz hakkı kalmadığı için mimarı eleştirmek haksızlık olur diye düşünüyorum. Heleki böylesine büyük bir kurumda kim bilir mimarlar aynı anda kaç kişiye "begendirmeye" çalışmışlar
27 Temmuz 2019, 23:44
Ahmet Bey, daha derin okumaktan kastınız nedir? Daha derin okuyabilir misiniz?
27 Temmuz 2019, 22:00
San Francisco''nun kuzeyinde bir ufak çarşıda otururken Türkiye''den yeni gelmiş biriyle tanıştım. Çok sevmiş İstanbul''u. Sonra bu yazı açıktı, binayı gördü. Yazının başlığını sordu çevirdim.

Cephesi şeffaf diye mi pornografik demiş yazar deyince kahkahalarla güldük.

Daha derin okumak lazım.
27 Temmuz 2019, 21:20
''''Herhalde mimarlık eğitimine başlayan bir öğrenci bundan daha güzel bir villa projesi yapar.Hayatımda bu kadar kötü bir planlama görmedim.Artık şu form işinden daha önemlisinin fonksiyon olduğunu yeniden kabul etmeye başlasak iyi olur gibi geliyor bana.'''' Feyyaz TAYLAN
Feyyaz Bey, Arnavutluk Evine dair bu yorumunuzdan daha sert, yüzeysel ve gerçek dışı olmamış. İyi çalışmalar dilerim.
27 Temmuz 2019, 14:36
Feyyaz Bey, haklı ve haksız olduğumu düşündüğünüz noktalara, yüzeysel ve gerçekleri yansıtmadığını düşündüğünüz kısımlara çok kısa da olsa değinme fırsatınız var mı?
27 Temmuz 2019, 12:38
Özgür Savaş Özer, aslında Türkiye mimarlık ortamında incelikle örülmüş başka metinler de var. Bu vesileyle sizi ve ilgilenenleri onlardan da haberdar etmek isterim. Aşağıda linkini veremediğim ama başlığını vereceğim metinler dışında başka çok değerli metinler de vardır muhakkak. Dahil edemediklerim bu konudaki cahilliğime versin şimdiden

1. Günkut Akın''ın Milli Reassürans üzerine yazdığı metin /

"Mongeri''nin Komşuları"

2. Özlem Erdoğdu Erkaslan''ın Folkart üzerine yazdığı metin /

"Evsel Yaşam, Konut Tasarımı ve Narlıdere Folkart Konutları"

3. Burak Altınışık''ın Deniz Müzesi üzerine yazdığı metin /

"Kırılgan Bir Teatrallik Olarak İstanbul Deniz Müzesi"

4. Neşe Gurallar''ın Nef İlkokulu üzerine yazdığı metin /

"Nef İlkokulu Aracılığı ile Ulusal Mimarlık Ödülleri’ni Yeniden Düşünmek: Gültepe ve Ortabayır Mahallesi içinde “Ortabayır”, “Zafer” ya da “Nef İlkokulu” "

5. Aykut Köksal''ın Yapı Kredi Kültür Sanat üzerine yazdığı metin /

"Eleştirinin Önlenemez Zorunluluğu"

6. Uğur Tanyeli''nin Kalamış Konutları üzerine yazdığı metin /

"Grameri Bozuk Toplumda Mimarlık" Temmuz -Ağustos 2002/Arredamento

7. Ali Artun''un "yıldız mimar" praksislerini eleştirdiği metin /

"Mimarın Şöhret Düşkünlüğü"
26 Temmuz 2019, 23:12
Yapının kurgusunun, iddia ettiği şeyi gerçekleştirmekten uzak olduğu yolundaki eleştirinize genel olarak katılıyorum, detaylar tartışılabilir.

Bunun yanında, katılınsın veya katılınmasın, yazınızın mimarlık dünyamıza önemli bir katkı olduğunu düşünüyorum. Özellikle internet ortamında (sadece mimarların yazıp mimarların okuduğu dergilerde değil) böyle bir yazının yayınlanması bize her halükarda fayda sağlar.
26 Temmuz 2019, 17:35
Krıtiğiniz bence biraz sert olmuş.Ben bir mimar olarak sizinle aynı fikirde değilim.Haklı olduğunuz eleştirileriniz olduğu gibi bence çoğu eleştiriniz de hem yüzeysel hem de gerçekleri yansıtmıyor.İyi çalışmalar dilerim
26 Temmuz 2019, 14:49