Kusurlu Bir Yapı Olarak Cami

İslam dini günümüzde başlasaydı, ilk camiyi tasarlayacak olan mimar nasıl bir şema kurardı?

Günümüzde camiler hakkındaki tartışma “Bu yapı türüne ait köklü mimari mirasımız günümüzde nasıl yorumlanmalı?” sorusu çevresinde dönüp duruyor. Mesele yüzyıllar içinde şekillenmiş bir yapı türünün sadece yorumlanması haline dönüşünce de bazı sorular hiç sorulmamış oluyor. Halbuki Cami, içine kısa aralıklarla yüzlerce/binlerce insanın girip çıktığı düşünülürse, simgesel değeri kadar fonksiyonel işleyişi açısından da incelenmesi gereken bir yapı.

Konuya taze bir soluk getirmek adına benim önerim şu soruya cevap aramak: İslam dini günümüzde başlasaydı, ilk camiyi tasarlayacak olan mimar nasıl bir şema kurardı? Bu soruya verilecek cevapların içinde bulunduğumuz açmazdan çıkmamıza yardımcı olacağını düşünüyorum.

Bu yazının devamı, benim bu soru üzerinde düşünürken yaptığım tespitlerden ve bir model önerisinden oluşmaktadır.

1- ATIL KAPASİTE ÜZERİNE ANALİTİK BİR DEĞERLENDİRME

Cami’nin kullanımına dair biraz analitik bir değerlendirme yapıldığında, caminin yılda 1828 kere ibadet hizmeti veren bir yapı olduğu görülecektir. Bu hizmetler sınıflandırıldığında ortaya iki grup kullanım çıkar. Birincisi yıl boyu her gün 5 kere kılınan vakit namazları. Yılda 1710 adetle (özel namazlara denk düşmeyen) vakit namazları, caminin yıllık ibadet hizmetlerinin %93,5’ini kapsar. Bu namazlarda camilerde doluluk çok düşüktür. Caminin şehir içindeki konumuna ve namazın vaktine göre değişmekle birlikte, bütün camiler ve bütün vakit namazları için tek bir rakam olarak %5 kabul edilebilir bir ortalamadır. İkinci grup ise özel namazlara ait kullanımlardır ki, Ramazan ayında kılınan teravih namazları, Cuma namazları, Bayram namazları, kandil geceleri gibi zamanları kapsar. Bu özel namazlar yıllık 118 adetle sayıca az olmakla birlikte çok yoğun bir kullanıma sahne olurlar. Camilerin tamamen dolup, insanların avlulara taştığı bu durumlar için doluluk oranını %95 olarak kabul ettim.

Neticede Türkiye’de kent camisi, günümüzdeki kullanım şekliyle hizmet süresinin %93,5’inde %5 dolulukta iken, hizmet süresinin %6,5’inde %95 dolulukta bir yapıdır.

Bu durumda çözüm önerisi, gerektiğinde birleşebilen, gerektiğinde bağımsız kullanılabilen hacimlerin bir araya gelmesinden oluşan bir modeldir. Bu modelde, hacimlerden bir tanesi her daim cami (harim) olarak kullanılmak üzere tasarlanmıştır ve bütün litürjik öğeler bu hacimde bulunur. Diğer hacimler ise vakit namazlarında, hareketli bölücü panellerle ayrılmış durumdadırlar. Vakit namazları sırasında bu hacimler ya kullanılmayarak enerji tasarrufu sağlarlar ya da bulunduğu mahallenin çeşitli ihtiyaçlarına yönelik kullanılabilirler. Ufak bir eşya deposunun yardımıyla farklı kullanımların tefriş ihtiyaçları kolaylıkla sağlanabilir. Buralarda kuran kursları düzenlenebilir, seminerler, kurslar verilebilir, apartman toplantıları düzenlenebilir; bu mekanlar taziye evi olarak kullanılabilir; kadınlar buralarda gün yapabilir vb… Böylelikle camilerin atıl kapasiteleri bulundukları bölge lehine kullanımlara aktarılabilir. Yoğun kullanıma sahne olan zamanlarda ise, yan hacimler esas cami mekanıyla aralarındaki bölücüler katlanmak suretiyle birleşirler.

2- CAMİLERİN NORMAL ZAMANDA VE ACİL DURUMDA TAHLİYESİ HAKKINDA

Metrekare başına en çok insanın bir arada bulunduğu yapı türü camidir. Zira, konferans salonları, kiliseler vb. yapılarda alanın büyük bir kısmını otuma elemanları ile aralarındaki hem enine hem de boyuna geçiş alanları kaplar. Bu yapılar içlerindeki koltuk sayısı kadar dolabilirler; “biraz daha sıkışarak” daha fazla insanın girmesi mümkün değildir. Ne kadar dolarsa dolsun, dışarı çıkmak isteyen insanın kullanımı için boş bırakılmış koridorlar bulunur. Camide ise hiçbir mobilya bulunmadığından, tam dolmuş bir camide safların arasındaki enine koridorlar dışında hiçbir boşluk kalmaz. Burada gerçek manada tıklım tıklım dolu bir yapıdan bahsediyoruz! Peki bu kadar çok insanı içine alan bu yapıların tahliyesine ne kadar önem veriyoruz?

Camilerin girişinde kimse sıkıntı yaşamaz, zira cemaat yavaş yavaş, belli bir süreye yayılmış olarak giriş yapar. Gelirken kimsenin acelesi yoktur ve ayakkabıyı çıkarmak oldukça kolaydır. Çıkışta ise herkes aynı anda çıkmak ister, herkesin acelesi vardır ve ayakkabı giymek zaman alan bir iştir. Bütün bunların neticesinde camiler normal zamanlarda dahi zor boşalıyorlar. Camilerinin çok dolu olduğu Cuma namazı gibi namazların çıkışlarında kapı önündeki kalabalık selinin içinde, bir elinde ayakkabılarını havaya kaldırmış bir şekilde omuz omuza 10 dakika kuyruk beklemek gayet normal bir süre! Bu başlı başına çok konforsuz bir durum olmakla birlikte esas sorun, soğukkanlı bir şekilde 10 dakikada dışarı çıkan insanların, acil bir durumda ya da panik halinde nasıl tahliye olacakları! (Bu yazı vesilesiyle başta Diyanet İşleri Başkanlığı olmak üzere, bütün Cami Dernekleri’ne ve Belediyelere önemli bir uyarıda bulunmak istiyorum: Hiçbir camide yangın merdiveni, yangın çıkışı yok. Binlerce insanın tıklım tıklım doldurdukları bu yapıların herhangi birinde cami doluyken acil tahliye gerektirecek bir durumda ortaya çıkacak bu durumun sorumlusu kim olacak?)


Acil bir durumda bu kadar insan nasıl dışarı çıkacak?

Çıkışla ilgili alınması gereken önlemler:
a-CAMİLERDE BİRDEN ÇOK KAPI OLMALIDIR
Camilerimizde yaygın olarak giriş cephesinin ortasında tek kapı bulunur. Çok nadiren büyük camilerimizde giriş cephesine yakın konumda, yan cephelerde de birer yan kapı bulunur. Bu yan kapıların, caminin ölçeğinden bağımsız olarak bütün camilerde olmaları, camiden insani şartlarda dışarı çıkmak için şarttır.

b-CAMİLERDE MİHRAP TARAFINDA ACİL KAÇIŞ KAPILARI OLMALIDIR
Camilerin mihrap cephelerine yakın yan duvarlarında, acil durumda kullanılmak üzere tahliye kapıları bulunmalıdır. Bunlardan giriş yapılamamalı, ama gerektiğinde insanlar kaçmak için bu kapıları kullanabilmelidir.

c-MAHFEL KATLARININ DIŞARIDAN MERDİVENLERİ OLMALIDIR
Camilerde mahfel katları vakit namazlarında bayanlara ayrılır; sadece erkeklerin katıldığı Cuma namazı, bayram namazı gibi zamanlarda ise erkeklerce kullanılır. Mahfel katlarının merdivenleri, geleneksel cami mimarisinden gelen bir alışkanlıkla hep cami içinde konumlandırılıyor. Bu durumda mahfel katındaki bir insanın dışarı çıkmak için önce alt kata inip, bütün caminin ortak kapısını kullanması gerekiyor. Namaz çıkışlarında caminin kapısında yeteri kadar izdiham varken, üst kattaki insanları da aynı kapıya yönlendirmek hiç akıllıca bir yaklaşım değil. Bu durumun sonucunda hem bayanların hem de erkeklerin kalabalık bir şekilde katıldıkları, teravih namazı gibi zamanlarda caminin çıkışında erkeklerle omuz omuza sıkışık bir durumda kalmak istemeyen bayanlar, namaz sonrasında dışarı çıkmak için, önce erkeklerin tamamen çıkmasını beklemek zorunda kalıyorlar.

Ayrıca bu durum mahfel katındaki insanların acil durum tahliyeleri açısından da ciddi bir risk teşkil ediyor. Neticede mahfel katlarının doğrudan caminin dışına inen birer merdivenleri olmalı.

Bu ülkede yapılan camiler uzun bir zamandır çok kusurlu yapılar. Kullanıcılarına kaliteli hizmet vermiyorlar ve oldukça verimsizler. Bütün bu konularda iyileştirme sağlamak için çok para harcamak ya da dahi olmak gerekmiyor. Tek yapılması gereken şu sorunun cevabını aramak: Gerçekte neye ihtiyacım var?

Etiketler

7 yorum

  • engin-vural says:

    ”İslam dini günümüzde başlasaydı, ilk camiyi tasarlayacak olan mimar nasıl bir şema kurardı?” güzel bir soru ancak ben yazıyı okuyup şemalara baktığımda sorudan uzaklaşılıp daha çok günümüzde yaşanan problemlere çözüm bulunduğunu görüyorum. Bu yüzden de günümüz camilerininde belki bu sorunları da düşünülerekten farklı şemalar ve tasarım önerileriyle çözülebileceği kanaatindeyim.Yani bu problemler için İslamiyeti bugün tekrardan indirmeye gerek olmadığını düşünüyorum. Başlık ve çözümleriniz içinde emeklerinize sağlık başarılar diliyorum.

  • emre-ozkan says:

    Yazının ana fikrini desteklemek için konulan resmin altındaki “Acil bir durumda bu kadar insan nasıl dışarı çıkacak?” sorusunun cevabı resimde mevcut. Resimdeki Edirne Selimiye Camisi, acil durumlarda binanın dört kösesine yakın dört adet kapısı ve bir de esas cümle kapısı ile toplamda 5 adet çıkışıyla rahatlıkla boşaltılma imkanına sahip bir yapı. Adamlar olayı 5-6 yüzyıl önce çözmüş yani!. 🙂 Böyle bir sorunun kusurlu bir yapıya ait bir resmin altına konması gerekirdi.

  • mehmet-berksan says:

    Öncelikle yazıyı okuyan, paylaşan, vakit ayırıp yorumlarıyla katkıda bulunan herkese teşekkürler.
    Sayın Emre Özkan, konuyu anlatmak için kullandığım resim ile ilgili bir itirazda bulunmuş; Resimdeki Selimiye Cami’nin benim “olması gerekli” dediğim şemaya zaten uygun olarak 3 arkada 2 de önde kapısının bulunduğunu belirtmiş. Ne var ki, yazıya eşlik eden sözkonusu resmi, bizzat Selimiye Cami’ni örnek göstermek amacıyla değil, Türkiye’de, çok büyük bir kısmında bu şekilde kapılar olmayan camilerde yaşanan manzarayı tarif edebilmek amacıyla temsili bir örnek olarak kullandım. İtiraf etmek gerekirse, tam dolu bir caminin ne kadar çok insan aldığını daha güzel anlatan bir resim bulamadığım için bu kareyi seçmek zorunda kaldım. Yoksa, Emre beyin tavsiye ettiği gibi bizzat ifade ettiğim nitelikleri taşıyan bir yapıya ait bir resmi kullanmak tabi ki daha uygun olurdu. Demek istediğim –ama anlaşılan beceremediğim- şey şuydu: “Günümüzde halen yapmaya devam ettiğimiz camilerde bu resimdeki manzara yaşanıyor ve bu yapılar tasarlanırken çıkışa ilişkin senaryolar ele alınmıyor.” Zaten caminin günümüze ilişkin sorunlarını ele alan bir yazıda, bu kadar sayıda kapısı olmasaydı bile, 16.yy’da yapılmış bir caminin resminin, bizzat o cami kastedilerek kullanılması anakronik bir yaklaşım olurdu.
    Okunabilir bir uzunlukta bırakmak adına yazımdan çıkardığım bir başka nokta vardı ki, bu itiraz üzerine burada kısaca yazmam gerekiyor. Cami yapısını “tahliye olabilirlik” kriteri açısından ele aldığımızda, kare plan, çevresinde ne kadar çok kapısı olursa olsun, belli bir ölçekten sonra kullanışsız kalıyor. Ortadaki alan büyüdükçe, merkezdeki insanların çepere mesafeleri fazlalaşıyor; tek yönlü kaçış uzaklığı arttığı gibi, çıkışla aranızda set gibi duran insan kütlesi de aşılması zor bir bariyer haline geliyor. Neticede söylemek istediğim şu: Kare planlı büyük camilerde bir noktadan sonra kapıların sayısı da önemini yitirmeye başlıyor. Bu plan şeklinin kendisi, cami yapısının işleyiş tarzı ile günümüz insanlarının konfor ve güvenlik standartları göz önüne alındığında, tahliye olabilirlik açısından bana sorunlu geliyor.

  • emre-ozkan says:

    “Cami yapısını “tahliye olabilirlik” kriteri açısından ele aldığımızda, kare plan, çevresinde ne kadar çok kapısı olursa olsun, belli bir ölçekten sonra kullanışsız kalıyor. Ortadaki alan büyüdükçe, merkezdeki insanların çepere mesafeleri fazlalaşıyor; tek yönlü kaçış uzaklığı arttığı gibi, çıkışla aranızda set gibi duran insan kütlesi de aşılması zor bir bariyer haline geliyor… Kare planlı büyük camilerde bir noktadan sonra kapıların sayısı da önemini yitirmeye başlıyor.” önermelerine katılmıyorum.

    Çünkü tahliye olabilirlik kriterleri arasında yapının biçimi yoktur, Çıkış kapılarının genişligi, sayısı, kolay algılanabilirliği ve birbirine göre konumu, acil müdahele durumlarında kapıların yığılmaya ve ezilmeye sebep vermeyecek şekilde kolay açılabilirliği, binanın en uç noktasındaki birisinin kapıya olan en uzun kaçış mesafesinin ne olması gerektiği bu kriterler arasında sayılabilir. Bu kriterlere uyduğunuz zaman binanızı, kare, daire, üçgen, enlemesine veya boylamasına dikdörtgen veya istediginiz başka biçimlerde yapabilirsiniz. Bir başka deyişle bu kriterlere uymadığınız zaman yazıda önerilen şema gibi bir toplantı mekanı yapsanız bile, set gibi duran insan kitlesi aşılması zor bir bariyer haline gelecektir.

  • bay-cambaz says:

    Önerilen şema fikri gayet güzel, ama ilk kullanılacak bölüm en sağda değilde ortada olsa, ek1 ve ek 2 onun iki yanına gelse, hatta ortada kalan esas bölüm eklerden biraz farklılaşsa daha ilginç birşeyler çıkabilir.

    Gerçi ters T plan tipli camiler de bu ihtiyaca göre şekillenmiş görünüyorlar zaten.

  • emre-ozkan says:

    Adamlar 5-6 yüzyıl önce Ters T (zaviyeli) plan şemasıyla da olayı çözmüşler. 🙂 Belki de doğru olan belli bir plan şemasının diğerine göre üstünlüğünü tartışmak değil de, cami, kongre merkezi, tiyatro vb. kalabalık kitlelerin toplandığı mekanların normal ve acil durumlarda nasıl boşaltılacağına dair genel standartların doğru tespit edilmesi, bu standartlara uymayan hiç bir projenin belediyelerin ilgili birimlerinden asla inşaat ve iskan izinlerini alamaması. Plan şemasının nasıl olması gerektiğini arazi verileri gibi mahalli veriler belirlemeli.

    Bence Osmanlı mimarlarının en büyük başarısı belli bir plan şemasına takılıp kalmamaları. Böylece hem kare, hem enlemesine ve boylamasına dikdörtgen, hem de ters T plan şemalarıyla çok güzel örnekler verebilmişler.

    Bir de yazıda “Çok büyük camiler dışında giriş cephesine yakın yan kapılara hiç rastlamıyoruz” deniliyor. Ben epey rastladım. Aklıma gelen ilk iki örnekten birincisi, Eskişehir Alaaddin Camisi, Anadolu Selçukluları döneminde yapılmış, ama şu anki şeklini 18.-19. yüzyıllarda ve 1950’li yıllarda yapılan tamiratlardan sonra almış. İkincisi Turgut Cansever’in 1990’lı yıllarda yapılan Antalya Karakaş Camisi. İkisinde de mahfel katından direk dışarıya çıkmak mümkün. İkiside küçük-orta büyüklükte cami sayılır.

  • Hayati Binler says:

    hayat/medeniyet telâkkimizin iktisat, saadet ve huzuru netice verdiren fıtrat, tevazu, fazilet ve hakikatten; israf, mutsuzluk ve huzursuzluğu netice verdiren beton, yüksek kule ve rant telakkisine evrilmesinin sadece mimaride değil bütün alanlarda getirdiği sıkıntıları yaşıyoruz.

    tarihimizde mühim bir yeri olan osmanlı geleneğinde şehrin merkezini üniversite kampüsü (külliye), külliyenin merkezini cami meydana getirirdi. Cami, külliyenin planda en geniş ve cephede en yüksek birimi idi. dolasıyla değer yargısı olarak verilen değerler silsilesi mimariye yansımıştı. silüette de şehre hakim ve egemen olan camiler ve minareleri idi. mimari şaheserler ve dünya mirası olarak kabul edilen eserler bu geleneğin vakıf sistemi içerisinde diğergamlığın getirdiği içtimai muavenet hususiyetinin bizlere hediyesidir.

    günümüzde ise vahşi kapitalizmin boyunduruğu altında avm’lerin, yüksek beton/çelik kulelerin öne çıkarıldığı, tarihi şehir silüetinin bunlarla delindiği; cami/mescit gibi binaların imar mevzuatında yapılan düzeltmelere rağmen etkin bir ölçü/kıstas getirilemediği, cami yapma/yaptırma işinin entelektüel birikimi olan meslek gruplarından ziyade küçük esnaf ve köylü vasfındaki kişilerin uhdesinde kaldığı; kıymet, nazar ve değerin tamamen dünyaya, fani zevklere hasredildiği; hulasa ölüm ve ahiretteki hesabın unutularak adeta cennetin dünyada inşaya çalışıldığı şiddetli ve dehşetli bir zaman dilimini, ahirzamanı yaşıyoruz. İşte bu şartlarda da bu kadar oluyor.

    Günümüz kıstaslarına göre yeterli olup olmadığını şu an değerlendiremediğim yeterli tahliye kapısı meselesine bakarsak; selimiye camiinin 5 kapısı vardır. Vazifeliler genelde tamamını açmazlar, bu işletme kusurudur. Mimar gerekeni yapmıştır. Öte yandan osmanlı dönemindeki gibi camiler beş vakit dolmadığı için günlük kullanım ile bayram/Cuma gibi kullanımdaki kalabalık farkından gelen yer, kaynak, enerji kaybıdır. Bu konuya sayın yazarın el atması ve çözümler önermesi değerlidir. Bu mevzuda bugüne değin genelde meslektaşlarımızın yaptığı, sui emsaller üzerinden giderek alay ve tahkire varan tenkitlerdir. Bu süfli seviyeden ciddi bir inceleme ile çözümler önerilmesi şayan-ı taktirdir. Selimiye, daha geniş manada tarihi camilerdeki tahliye hususuna dönersek; bütün kapıların açılmaması meselesine ilaveten ikinci kanatların da açılmaması büyük bir tembellik ve büyük bir işletme kusurudur. İkinci kapıların da açılmasıyla mesela selimiye’de geniş geniş on adet kanattan/kapıdan tahliyesi süreyi oldukça kısaltacaktır.

    Demin sözünü ettiğimiz esnaf ve köylü vasıflı şahısların liderlik/önderlik ettiği, mimarlık ve mühendislik hizmetlerinden yoksun bir biçimde inşa edilen günümüz camilerinde günlük kullanım ile Cuma/bayram kullanımlarında en azından işletme/enerji israfını asgariye indirme noktasında pratik çözümlere yöneltmiştir. Vaktim olsa çizerek anlatırdım ancak basitçe izah edeyim: bizim dernek camileri genelde kubbeli, son cemaatli ve kadınlar mahfelini ihtiva eder şekilde yapılmaktadır. Nispetler farklı olabilmekle birlikte cami hariminin yaklaşık üçte biri kadınlar mahfeli ve dolayısıyla aşağı kısmıdır. İşte dernekçiler genelde bu kısmı doğrama vb. ile kapatarak adeta kışlık, küçük bir cami elde etmektedirler. Burası vakit namazlarında fazla fazla yetmekte, ısınma giderleri de tamamen asgariye inmektedir. Yaz mevsimi ile Cuma/bayram namazlarında tüm cami kullanılmaktadır.

    Sayın yazarın yeni yapılacak camiler için önerdiği teklif elbette değerlidir. Klasik tipteki alanı adeta üçe bölerek sola doğru modüler biçimde ilave edilerek üç adet aynı mekan teklif edilmiştir. Bu şemada kullanımın ekserisini taşıyacak olan ana mekan ile ek1 ve ek2 mekanlarının aralarının kapatılması, gerektiğinde açılmasındaki meseleler, ısı kaybı, cemaatin görsel olarak birlikteliğini hissettirecek görsel bağlantının temini bu şemayı kullanacak mimarlar tarafından uygulama projesi safhasında iyi etüd edilmelidir. Yıllardır yaptığımız gözlemlerde cami doluluğunun çok az (vakit namazlarında), aşırı dolu (Cuma/bayram namazlarında) olarak ve mahallin/cemaatin durumuna göre beşte bir, beşte dört ile onda bir, onda dokuz olarak takdiri işi çözecektir.

    Buna ilaveten vakit namazlarına rahatça yeten ana mekana yapılacak ilavelerin;
    İklim durumuna göre müzakere ve mütalaa edilebilmekle birlikte yeri sert zeminden müteşekkil, üzeri sundurma ve benzeri yahut açılıp kapanabilen tipler veyahut asma germe sistemlerden yapılabilir. Maksat güneşten, yağış olduğunda cemaati bundan muhafaza etmektir.

    “Yaşa da gör” esprisine bakarak telakki değişmeden durumun pek değişmeyeceği, ancak uygulamayı yapacak aklı başında kişilerle birlikte, problem maddiyatı da zorladığı için daha ekonomik, daha makul çözümlere yönlenilebileceğii ümit edilmektedir.

Bir yanıt yazın